Zeynep Avcı'yla William Shakespeare üzerine
Konuğumuz Zeynep Avcı ile William Shakespeare’in metin evrenini, karakter kurulumunu ve çağlar boyunca neden hâlâ bu kadar etkili olduğunu konuşuyoruz.

Konuğumuz Zeynep Avcı ile William Shakespeare’in metin evrenini, karakter kurulumunu ve çağlar boyunca neden hâlâ bu kadar etkili olduğunu konuşuyoruz.
Modern Yunan şiirinin önde gelen isimlerinden Konstantinos Kavafis'in hayatı, şiiri ve edebi mirasını çevirmeni Ari Çokona ile konuşuyoruz.
Franny ve Zooey 'nin çevirmeni Ömer Madra ile Salinger'ı konuşuyoruz. Yazarının ötesinde bu programın sanırım hep ayrı bir yeri olacak çünkü 13 Kasım Açık Radyo’nun doğum günü. Açık Radyo, tam otuz yıldır nice farkı ses, renk, yaşam, gerçek dolmuş ve doluyor hayatımıza - kâinatın içinden.
Otorite, dil, hafıza ve gerçeğin manipülasyonu üzerine yazdıklarıyla 20. yüzyıl edebiyatında benzersiz bir yere sahip George Orwell’ın dünyasına, çevirmeni Celâl Üster eşliğinde bakıyoruz.
Korku, insanın en eski duygularından biri. 18. yüzyılın sonlarında doğan; böylelikle hem bilinmeyene hem de insana dair anlatısına kapı aralayan edebiyatının ilk örneklerini ise Horace Walpole’un “Otranto Şatosu”, Ann Radcliffe’in büyülü ve ürkütücü atmosferleri, Mary Shelley’nin “Frankenstein”ı ya da Bram Stoker’ın “Dracula”sı gibi eserler oluşturuyor. Aydınlanma Dönemi’ne bir tepki niteliğindeki bu gotik romanlar, dünyanın sadece akıl ya da düzenle açıklanamayacağını hatırlatıyor, bir nevi ken...
Yu Hua, Kültür Devrimi’nin gölgesinde büyümüş, diş hekimliğinden edebiyata yönelmiş bir yazar. Deneysel öykülerden, sade ama keskin bir dile evrilerek Yaşamak ’ta sabrı, Kanını Satan Adam ’da ise onur ve direnci anlattı. Onun eserlerinde ölüm sadece bir son değil; unutuluşun, adaletsizliğin simgesi. Yaşamak ise “her şeye rağmen yaşamak.” Yu Hua’yı ve kitaplarını ( Yaşamak , On Sözcükte Çin ), çevirmeni Bahar Kılıç ile konuşuyoruz.
20. yüzyılın ikinci yarısında Rusça edebiyatın sınırlarını yeniden çizen Svetlana Aleksiyeviç’in dünyasına kulak veriyoruz. Kendini bir yazar değil, 'insan ruhunun tarihçisi' olarak tanımlayan Svetlana Aleksiyeviç; bir halkın, bir dönemin, bir sistemin yankılarını bir araya getirerek çok sesli bir koro yaratıyor. Onu ve eserlerini, Çernobil Duası ile Son Tanıklar 'ın çevirmeni Aslı Takanay ile konuşuyoruz.
Antik Yunan’a gidiyor ve Aristoteles’ten Vergilius’a, Dante’den Joyce’a pek çok klasik ve modern yazarı etkileyen, Azra Erhat’ın deyimiyle 'en bilinmeyen ozan' Homeros’u klasik, modern ve çağdaş Yunan edebiyatının yanı sıra Antik Çağ felsefesinin de birbirinden önemli yapıtlarını Türkçeye kazandıran Ari Çokona ile ağırlıyor; dünya edebiyatının da neredeyse tüm yönlerini şekillendiren İlyada ve Odysseia gibi iki devasa destanı ele alıyoruz.
Bir kadının gördüğü rüya üzerine et yemeyi bırakma kararının giderek bedeninden ve toplumsal normlardan kopuşuna dönüşmesini anlattığı “Vejetaryen” ile 2016’da Uluslararası Booker Ödülü’nü kazanarak dünya çapında edebiyat sahnesine güçlü bir giriş yaptı. Bu ödül kısmen Kore edebiyatı için de tarihî bir dönüm noktasıydı. “Çocuk Geliyor”da 1980 Gwangju Katliamı’nı farklı anlatıcıların gözünden aktarırken, “Beyaz Kitap”ta yas ve kayıp üzerine şiirsel bir metin kuruyordu. Eserlerinde insanın şiddetl...
Bugün ilk kez Çin’e uzanıyor ve Nobel Ödüllü yazar Mo Yan’ı, edebiyatını ve çevrilme serüvenini çevirmeni Erdem Kurtuldu ile konuşuyoruz. 1955’te Shandong’da doğan Mo Yan, Kültür Devrimi sırasında okulu bırakıp çalışmaya başladı, ardından Halk Kurtuluş Ordusu’na katıldı. Asıl adı Guan Móyè, ama 1984’ten beri “sakın konuşma” anlamına gelen Mo Yan adını kullanıyor. Eserlerinde Çin’in kırsal yaşamı ve 20. yüzyılın dönüşümleri bireysel ve toplumsal hafıza üzerinden anlatılıyor. Doğrudan kişileri değ...
20. yüzyılın en önemli Macar yazarlardan biri olan Sándor Márai’yi çevirmeni Tarık Demirkan ile konuşuyoruz.
1953 tarihli Fahrenheit 451 adlı kitabıyla ünlenen Amerikalı yazar Ray Bradbury'yi çevirmeni Mehmet Moralı ile konuşuyoruz.
Doğduğu coğrafya ve zaman dilimine derin bir tarihsel bağ kazandırdığı anlatılarıyla okurunu geçmiş ve kolektif hafıza ile yüzleştiren Jenny Erpenbeck'in çevirmeni Regaip Minareci ile Kairos ve Bütün Günlerin Akşamı romanları üzerinden Erpanbeck edebiyatını konuşuyor; zaman, hafıza ve birey ekseninde geçmişin bugünkü benlik üzerindeki etkisini tartışıyoruz ve edebiyatın yalnızca bir anlatı değil, aynı zamanda bir hatırlama ve düşünme alanı olduğunu bir kere daha anlıyoruz....
Konuğumuz Damla Kellecioğlu ile çizgi roman çevirmenliğini mercek altına alıyoruz.
Vigdis Hjorth travma anlatısı, aile içi gerilimler, hafızanın politik boyutu ve kadın kimliği ekseninde şekillenen minimalist ama yoğun bir anlatıya dayanan tarzıyla otobiyografik kurgunun en önemli çağdaş temsilcilerinden biri. Sade görünen cümlelerin ardında neler yok ki? Derin psikolojik çözümlemeler, hakikat arayışları, karakterlerin iç dünyalarını ve mahrem kapılarını yavaş yavaş açışı. O kapıların ardında da asla bağırmadığı halde son derece sert, sarsıcı resmedişleriyle travmatik yaşamlar...
Here is the second and final part of Didem Bayındır's interview with Édouard Louis on class, identity, sexuality, politics, and friendships.
Dünyayı Çevirenler’de Didem Bayındır'ın Édouard Louis'yle sınıf, kimlik, cinsellik, politika ve arkadaşlık bağları üzerine söyleşisinin ikinci ve son bölümüne kulak veriyoruz.
For two weeks, we will be engaging in a literary discussion centered on class, identity, sexuality, politics, and friendship through the writings of Édouard Louis.
İki hafta boyunca Édouard Louis ile edebiyat ekseninde sınıf, kimlik, cinsellik, politika ve arkadaşlık bağları üzerine konuşuyoruz.
Olaylardan çok zamanın ve belleğin akışıyla ilgilenen Juan José Saer’in edebiyatını Gökhan Aksay ile konuşuyoruz. Juan José Saer anlatmıyor, hatırlıyor. Cümleleri uzun, parantezli, tekrarlarla dolu. Sessizliklerle, boşluklarla konuşuyor. Gerçekle kurmacayı iç içe geçiriyor; bir limon ağacı ya da bir nehir kıyısı, sadece fon değil, hatırlamanın taşıyıcısına dönüşüyor. Latin Amerika edebiyatında alışık olduğumuz büyülü gerçekçilikten farklı bir yerde duruyor: Gerçeğin kendisi zaten yeterince büyül...
Latin Amerika edebiyatının unutulmaz sesi Joan José Saer’i konuşuyoruz. Zamanı doğrusal değil; döngüsel kurgulayan, anlatmaktan çok hatırlayan; sesi değil sessizliği öne çıkaran yazar Saer'i gündelik olanın içindeki çatlaklardan sızan belleği, geçmişin izlerini ve unutul(a)mayanları Gökhan Aksay ile birlikte ele alıyoruz.
Gecenin Sonuna Yolculuk 'u ve Louis-Ferdinand Céline'i çevirmeni Yiğit Bener ile konuşuyoruz.
Modern Alman edebiyatının melankolik sesi; toplumla mesafeli, gözlemci ve içe dönük karakterleriyle, gündelik hayatın sıradanlığında varoluşsal boşlukları görünür kılan Wilhelm Genazino'nun Mutsuzluk Zamanlarında Mutluluk , O Gün İçin Bir Şemsiye ve Elden Düşme Dünya adlı romanlarını çevirmeni Tevfik Turan ile konuşuyoruz.
150’den fazla eseri Türkçeye kazandıran usta çevirmen Seçkin Selvi ve onun yaşamını kaleme alan gazeteci-yazar Zeynep Miraç ile bir araya gelerek, çevirinin sadece teknik değil, aynı zamanda etik, edebi ve toplumsal bir uğraş olduğunu; bir ömrün mücadelelerle dolu 'ödünsüz' hikâyesini konuşuyoruz.
Çağdaş edebiyatın önemli kadın seslerinden Valeria Luiselli’nin eserlerini dilimize kazandıran Seda Ersavcı’yla ağırlıyoruz. “Annelerimiz bize konuşmayı öğretiyor, dünya ise susmayı,” diye yazıyor Valeria Luiselli Kayıp Çocuk Arşivi 'nde - belki de bir 'son'un değil; susmamanın, birbirimizi duymanın ve elbette hatırlamanın bir şeyleri değiştirebileceğini vurgulayarak. Bir son var mı? Varsa da gerçekten önemli mi? Sonuçta yaşanan (göç, kayıp, ölüm) bir kere yaşanmaya görsün bir son neyi değiştire...
Zaven Biberyan’ı Rober Koptaş ile ağırlıyoruz. Rober, belagatle anlatırken, geçmişin ve şimdinin tek tek tüm 'krunk'ları, turna kuşları da yanımızda oluyor.
İki çılgın James Joyce’la Fuat Sevimay’ı ağırlıyoruz. Bay Joyce’la beraber sığınağımız Kadıköy Anadolu’dan mevzimiz edebiyata, Dublin’den türkü barlara, İrlanda baladlarından Sinéad O’Connor’a...
Kuzey’e doğru yol alıyor, Dag Solstad’ı T. Singer ve Armand V. adlı eserlerin çevirmeni Deniz Canefe'yle ağırlıyoruz.
Konuğumuz Çiğdem Erkal ile Ursula Le Guin’in fantastik evrenine doğru yola çıkıyoruz.
Konuğumuz Meram Arvas ile John Fowles’u ve onun mitoloji, aşk, psikanaliz, semboller, varoluşçuluk ve bulmacalarla dolu magnum opus’u Büyücü 'yü konuşuyoruz.