Yaşar Kemal'in anlatılarındaki "doğa ve insan" (II)
"Modern zamanların Homeros'u" Yaşar Kemal'in yaratıcı anlatılarındaki "doğa ve insanı" Orman Yüksek Mühendisi Cihan Erdönmez ile konuşmamızın ikinci bölümü.

"Modern zamanların Homeros'u" Yaşar Kemal'in yaratıcı anlatılarındaki "doğa ve insanı" Orman Yüksek Mühendisi Cihan Erdönmez ile konuşmamızın ikinci bölümü.
"Modern zamanların Homeros'u" Yaşar Kemal'in yaratıcı anlatılarındaki "doğa ve insanı" Orman Yüksek Mühendisi Cihan Erdönmez ile konuştuk.
Hortus Eystettensis, Latince'de 'Eichstätt'taki Bahçe' demek. Prens-Piskopos Gemmingen, Willibaldsburg kalesini yenilerken bahçeyi de genişleterek tam bir cennet yaratmış. Güller, zambaklar, laleler; bugün yerel ama o zaman egzotik olan 667 tür vardır Hortus'ta. İlk çiçek kitabı (florilegium) olan Hortus Eystettensis, bitki ressamlığı tarihinin mihenk taşlarından biri sayılıyor. Basilius Besler'in kurguladığı ve tüm süreci yönettiği kitapta, her sayfada ortalama üç bitkinin resmedildiği 367 levh...
İzlenimci ressam Claude Monet'nin kendi elleriyle yarattığı ve "en büyük şaheserim" dediği Giverny'deki cennet bahçesinde geziniyoruz. Bugün müze olarak korunan bahçe, her yıl binlerce ziyaretçinin akınına uğruyor.
Biri, yağ damıtılan o çok değerli Damask gülü; diğeriyse Çin'in en güzel güllerinden Fortune's Double Yellow.
İskoç botanikçi R. Fortune, Çin'in çay tekelini kırmak isteyen İngiltere adına binlerce çay bitkisi ve tohumunu gizlice kaçırmış, üretim sırlarını öğrenmişti. Çay, 1800'lerde sudan sonra dünyanın en popüler içeceğiydi- ki bugün de öyle... Çay tutkusunun yarattığı yüksek pazar talebini karşılamak isteyen İngiltere, Fortune sayesinde Çin tekelini sabote edip çayı dünyaya açar ve bu da Çin ekonomisinin darmadağın olmasına neden olur.
1700'lerden bir portreyi; kağıt kolajlardan oluşan 10 ciltlik Flora Delanica koleksiyonunun yaratıcısı Mary Delany'den konuşuyoruz.
Gökkuşağından tülüyle, yeri ve göğü birleştiren kanatlı bir tanrıçayı; yabanın ve bahçelerin sevileni Süsen'in hikayesi... Süsen adı, 290 tür olduğu tescil edilmiş, rizomlu (köksap) ya da soğanlı Süsengiller ailesine ait en kalabalık cinsi temsil ediyor. Kuzey yarımküre ikliminde, kayalık alanlardan steplere ve yarı çöllere, ormanlık alanlardan deniz kıyılarına çok farklı habitatlarda yaşayabiliyor.
1700'lerin sonunda Osmanlı topraklarına gelmiş, doğa bilimci Guillaume Antoine Olivier'nin seyahatnamesini, yol boyunca hangi bitkileri kayda düştüğünü, keşfettiğini anlatıyoruz. 2015 yılında kaybettiğimiz, değerli botanikçimiz Prof. Dr. Asuman Baytop'un Osmanlı topraklarına gelmiş tüm bu gezginleri ve seyahatnamelerini incelediği Türkiye'de Botanik Tarihi Araştırmaları kitabı konu hakkında temel bir kaynak.
Minik mavi boncuklar gibi parlayan unutmabeni ve peri masallarını süsleyen yüksük otu. Kendi halinde gibi görünüyorlar ama hikayeleri en az isimleri kadar ilginç. "Unutmabeni" bir çiçeğin alabileceği en romantik isimlerden biri olabilir ama bilimsel adı Myosotis, Grekçe "fare kulağı" anlamına geliyor. Unutmabeni çiçeği, Boraginaceae (Hodangiller) familyasına ait ve yaklaşık 50 türü var.
Bilimsel adı: Wollemia nobilis. Cins adını bulunduğu yerden, Wollemi Milli Park'tan almış. Bu sözcük, Aborijin dilinde "etrafına bak, gözlerini açık tut ve gözlemle" anlamına geliyor. Tür adı "nobilis" ise hem ağacın özelliklerini hem de kaşifi David Noble'ı niteliyor.
Louvre Müzesi'nin galerilerinde dolaşıp, çiçek hikayelerinin peşine düşümeye devam ediyoruz.
Louvre Müzesi'nin galerilerinde dolaşıp, çiçek hikayelerinin peşine düşüyoruz.
Doğu kültüründe masumiyetin sembolü, "ağlayan gelin" de dediğimiz, nadir çiçeklerimizden ters lalelerin hikayesini anlatıyoruz…
Kuzey Amerika flora ve faunasını resimleyen ilk doğa bilimci Mark Catesby’nin hayatını ve eserlerini mercek altına alıyoruz.
Gezide, 110 yeni cinse ait, 1300’ü bilim dünyası için yeni olan 30.000 bitki örneği toplamış, en küçük ayrıntısına varıncaya kadar belgelemişlerdi. Bu sayı, o zamana dek tanımlanmış bitkilerin dörtte birine karşılık geliyor. Büyük bir titizlikle tutulan günlükler, bitki örnekleri, el yazmaları, çizimler, notlar, canlı örneklerle ilgili renk kodları, taslaklar yüzyıllar sonra bile yeni türlerin tanımlanmasında bilim insanlarına yol gösterici olmuş..
Tüm varlığını ve yaşamını doğa tarihine adayan Banks bağlantılarıyla dünyadaki egzotik bitki ve hayvan trafiğini yöneten, toplayıcıları dünyanın dört bir tarafına göndererek tüm bu zenginliğin Kral adına Londra’ya akmasını sağlayan kişilerin başında geliyor.
Kavak ağaçlarını da içine alan söğütgiller (Salicaceae) ailesine ait söğüt ağacının bilimsel cins adı Salix. 300’ü aşan türü var. Daha küçük yapıda arktik türlerden, Salix babylonica gibi daha gösterişli salkımsöğütlere, dünyanın birçok bölgesinde doğal olarak yetişiyor. Hipokrat hastalarına ateş ve iltihaplanma tedavisi için söğüt kabuğu çiğnemelerini önermiş.
Bilimsel cins adı Rhododendron. Bitki avcılarının cazibesine kapıldığı bu görkemli güzelliğin yüzlerce türü var; o yüzden taksonomide botanikçilerin işini hayli zorlaştırıyor. Kuzey Yarımküre’de geniş bir coğrafyaya dağılıyor ormangülleri… Farklı yükseklik ve habitatlarda yetişen, farklı renkte, boyutlarda çiçekleri olan çeşitleri bo ormangüllerinin… Küçücük Alp gülleri de var; boyu 30 metreye ulaşan dev olanları da...
Geçen hafta Cizvit papazların Çin’den Avrupa topraklarına taşıdığı bitkilerden bahsetmiştim; bugün yine Çin’de dolaşmaya devam edip onların çiçek kültürüne derinliğine bakıp daha sonra en çok öne çıkan “dört beyefendi çiçek”, bambu, orkide, erik çiçeği ve krizantemden konuşalım…
Çin doğası, bitki ve hayvanlarıyla en zengin ülkelerin başında geliyor ve binlerce yıllık kültürlerinde doğadaki her şey, -Avrupa etkisine girmeden önce- anlam dünyalarıyla da iç içe... Eski Çin edebiyatında, klasik şiirlerinde çiçekleri güzellik metaforu olarak kullanmışlar. Matteo Ricci'nin başını çektiği, botanikçi de olan Cizvit papazlar Katolik öğretisini Çin'e uydurmakla kalmayıp kendilerini de Çin'e uydurmuş, onlar gibi giyinip konuşmaya, Konfüçyüs'ü hatmedip kısa sürede toplumun parçası ...
Şehrin kullanılmayan bölgelerinin bitkileri sokak otları ve onların kent ekolojisindeki yerini sanatçı ve akademisyen Kerem Ozan Bayraktar ile konuştuk.
Emily Dickinson’un çocukluk yıllarında beri oluşturduğu herbaryumu, bilim ve şiirin buluştuğu nadir eserlerden biri sayılıyor. Botanikle erken yaşta tanışmış; yaşamı boyunca bahçecilik -bahçıvanlık bilgisini geliştirmekle uğraşmış ve bu, ömür boyu süren ve şiirle iç içe geçen bir bağlılığa dönüşmüş.
Dünyanın en pahalı baharatı; altın kadar değerli, safran çiçeğinden bahsedeceğiz. Kleopatra’nın güzellik sırrı ve Büyük İskender’in savaş yaralarını iyileştiren bir çiçek...
17. yüzyıl sonu ve 18. yüzyıla uzanıp, Joseph Piton de Tournefort’un seyahatnamesinde Türkiye florasına, botanik tarihine ışık tutan neler var, ona bakacağız.
"Darwin'in En Güzel Bitkiler" kitabı, müthiş bir deha ve onun "aşkla" bağlandığı bitkiler: Doç. Dr. Mehmet Bona ile söyleşi.
Kentsel tasarım, politika, toplum, insan ve doğa ilişkileri üzerine çalışan Sera Tolgay ile Adalar bitki örtüsünün envanteri, haritalama çalışmaları ve "yurttaş bilgin" kavramı üzerine konuştuk.
“Çiçeklerin Raphael’i” olarak anılan, Pierre-Joseph Redouté’un hikayesi var bu programda. Josephine Bonaparte’ın sadık ressamı; Malmaison bahçesindeki bütün gülleri, şakayıkları; bitki kaşiflerinin Paris bahçelerine taşıdığı neredeyse bütün gösterişli, nadir ve egzotik bitkileri çizmiş, kayda düşmüş.
Gelincik ve haşhaşın -biraz da hüzünlü- hikayeleri, “şifa ve zarar dengesi” üzerine düşündürüyor. Acılarımızı ve ağrılarımızı dindiren bu şifalı bitkiler; yanlış insanların ellerinde dünyanın en “ölümcül” dertlerinden birine dönüşmüş durumda...
Program konuğumuz Gönül Paksoy ile siyah laleden devedikenine, erguvandan hercai menekşesine yenilebilir çiçekler ve doğaya saygı üzerine sohbet ettik.