Herkese merhabalar yeni bir yayına daha hoş geldiniz. Bugün özellikle Türk kültüründe çok fazla görülen bir endişeden bahsedeceğiz. El âlem ne der korkusuyla yaşanan hayatlardan vazgeçilen isteklerden ve tüm bunların bizlere ne gibi etkiler yarattığından detaylıca bu yayında konuşacağız.
Bu arada tüm yayınları ve istediğiniz kategorileri seçerek okuyabileceğiniz ve dinleyebileceğiniz içerikleri haftalık olarak paylaştığımız blog sayfamızda artık yayında göz atmak isterseniz linkini açıklamalar bölümüne bırakıyorum. İlk olarak başkaları tarafından onaylanma ve beğenilme ismin nereden geliyor? Bunu anlamamız gerekiyor.
Bizler her ne kadar ilerlemiş ve çok gelişmiş bir çığın içerisinde yaşıyor olsak da, beyinlerimiz hala oldukça ilkel ve ilk var olan insan topluluğundan bu yana çok da büyük bir değişim geçirmemiş olan bir parçamız. İlk çığlarda bağlı olduğunuz kabile tarafından kabul görmenin sizi hayatta tutacak olan tek şeydi.
Eğer ki sürüden koparsanız başka bir hayvan tarafından saldırıya uğrayabilir, uyuduğunuzda tehlikeleri sezemeyabilir, yemek veya su bulamadığınızdan dolayı açlıktan hayatınızı kaybedebilirdiniz, o yüzden bağlı olduğunuz insan grubu tarafından kabul görmek bir nevi ölüm kalın meselesiydi. Peki, üstünden bunca yıl geçmesine rağmen sizce bu davranışımız geçmişte kaldı mı?
Bunun cevabı ne yazık ki hayır, insan sosyal bir varlık başka insanlar olmadan sağlıklı bir psikolojiye sahip olması ve hayatta kalması cidden zor. Fakat artık milyonlarca yıl önceki gibi tehlikelerle donatılı bir yaşamımız yok. Buna rağmen modern yaşamımızda sosyal medya platformları, bu korkuları bize daha fazla yaşatmaya başladı. Hepimiz en güzel çıktığımız fotoğrafı paylaşmak ve mutlulu anlarımızı sadece başkalarına göstermek istiyoruz.
Ve paylaştıklarımızın da başkaları tarafından çokça beğenilmesini istiyoruz. Peki bu beğenilme endişesi bizlere ne gibi olumsuzluklar getiriyor ve hayatımızda ne gibi değişimleri yol açıyor? Gelin sırayla bunlara bir bakalım. İlk olarak pek çoğumuz kendimizin istediği hayatı değil, çok fazla insan tarafından onay gören hayatları yaşamak istiyoruz.
Özellikle Ortadova ve Asya ülkelerinde üniversite çağını gelen gençlerin herkes tarafından kabul gören, beğenilen alanlarda genellikle eğitim almaları bekleniyor. Ben üniversite hazırlanırken de mühendislik nedir? Bir mühendisini ne iş yapar tam olarak açıkçası? Veya da ne gibi bir hayat yaşar? Bunları hiç sorgulamamıştım fakat gittiğim dersanede elliysede pek çok insan, doktorluk, avukatlık, mühendislik gibi programları kazananların başarılı olduğunu söylüyordu.
18 yaşımda bu sınavlara hazırlanırken çevremde bir tane dahi akıldanışabileceğim mühendislik tecrübesi olan biri yoktu. Fakat bir anda ben kendimi mühendislik fakültesinde buldum. Üstelik ailemden hiç kimse bir defa bile şu bölüm iyi, bu bölüm kötü dememişti. Fakat sürekli olarak insan şu tarz şeyleri duyunca işte şunun kızı tıp fakültesini kazanmış, falan canın oğlu mühendislik fakültesini kazanmış ne kadar da güzel.
Yani bu tarz şeyleri sürekli olarak duyduğunuzda insan ister istemez başarının bu olduğuna inanmaya başlıyor bilinç altıyla tabii ki. Ve bu işletme fakültesine kazananların veya güzel sanatlar fakültesine kazananların başarısız olduğu veya kötü bir seçim yaptığı anlamına mı geliyor? Tabii ki hayır ama pek çok yayında bahsediyorum bizler kararlarımızın pek çoğunu bilinç altımız ile veriyoruz.
O yüzden çevrenizdeki insanlara çok dikkat edin çünkü sizin karar alma mekanizmanızı inanılmaz derecede etkiliyorlar. Kendinizin istediği hayatı yaşayabilmek için araştırmalar yapın. Şu an internet dediğimiz şey sınırsız bir bilgi kaynağı, öneğin bir yazılımcının hayatı nasıl bir mühendisi veya tasarımcının veya emlakçının bir günü nasıl geçer ne zorluklarla uğraşır anında görebilirsiniz. Örneğin geçenlerde ben YouTube'da bir kanal keşfettim 30'a 40 Design Workshop diye bir kanal var.
Bu kanalda yıllardır mimarlık yapan Eric Rainhold günlük yaşamını ve mimarlığın detaylarını paylaşıyor. Ben uzun süredir bu kadar kaliteli içerikler üreten bir kanala denk gelmemiştim. Linkini inan açıklamalar bölümüne bıraktım göz atmak isterseniz de oradan ulaşabilirsiniz. Etkili not alma yöntemleri ile ilgili bir araştırma yaparken kendisine denk geldim.
Ve artık her mesleğin detaylarını bu kadar kaliteli içeriklerle izlemek ve gözlemlemek bence teknolojinin bizlere sağladığı inanılmaz bir avantaj. Ben 1990'da omluyum ve liseye başladığım yıllarda bizlerin böyle imkânları ne yazık yoktu. O yüzden bolca araştırın, okuyun, yaşamak istediğiniz hayatı kendiniz seçin. Başkalarının bunu seçmesine izin vermeyin. Eğer bunu izin verirseniz bir gün 30'lu yaşlara gelip, ya ben ne yapıyorum bu hayatta diye kendinizi sorgulamaya başlayabilirsiniz.
Veya benim gibi 10 yıl mühendisik yaptıktan sonra podcastir olmaya bir anda karar verebilirsiniz. İkinci olarak çoğu insan düşündüğünüz kadar size ve yaptıklarınıza önem vermiyor. Derkarnige yayınlayacağı kitap için araştırma yaparken insanların en fazla kullandığı kelimeyi araştırmaya başlıyor. Ve bu kelime'nin açık arafarkla ben kelimesi olduğunu keşfetmiş. Pek çok insan en fazla kendisini düşünüyor, kendi hayatını anlatmak ve paylaşmak istiyor.
Aslında çevremizdeki insanların çok büyük bir kısmı bizim aldığımız karardır veya yaptığımız hataları o kadar dolmursamıyor. Çok ufak bir süre sadece sizin hayatınız diğer insanların günleminde kalıyor ve çok hızlı bir biçimde arka plan eğitiliyor. Yani bizlerin ama en alem ne der sonra düşüncesi aslında el alemin pek de umrunda değil, 5-10 dakikalık bir dedikodudan sonra arka planı düşüp bir daha bahsi geçmiyor. O yüzden başkasının ne der?
Aman rezil olurum, başarısız olurum gibi korkularla hayatınızı biçimdendirmeyin. Pek çok kişi sizi ve aldığınız kararları o kadar da önemsemiyor. Fyfe Regrets of Dying kitabında başka bir yayında ben bu kitabı incelimiştim yani Türkçeleştirecek olursak ölümün 5 pişmanlığı diyebiliriz.
Yaşlı bakım çalışanı olan avustralyalı bir hemşirenin tuttuğu günlüklerin bir araya getirilmesiyle ortaya çıkan bu kitapta ölmeden önce insanların pişmanlık duyduğu en ama en büyük şeyin kendi doğrularına göre bir hayat yaşamamak olduğunu söylemiş bu insanlar. Ve ölüm döşeğine geldiklerinde inanılmaz bir pişmanlık duygusuyla hayatlarına gözlerini kapamak zorunda kalmışlar. O yüzden başkalarının sizin hakkından ne dediğini o kadar da önemsemeyin.
3- olarak herkesten ona almayı beklemeyin ve herkese fikir danışmayın. Yaptığınız işin herkesten ona görmesini beklemek çok zor bir şey. O yüzden herkese fikir danışmak ve fikir danıştığınız herkesten olumlu geri dönüşler almak çok ama çok zor. Ben ilk girişimi kurmak istediğimde çevremdeki herkes bu işin neden batacağını, ne için çalışmayaacağını söyleyip durdu.
Sadece bir kişi tamamen farklı bir yaklaşımla bana geri dönüş sağlığı o kişi de yıllardır benim iş kuracağım sektörde tecrübesi olan onlarca başarısızlık ve iflas yaşamış olan bir mühendisdi. Eğer araştırma yapacaksanız doğru insanlara ulaşmaya çalışıp işin ehli olan ve sizin var olmak istediğiniz alanda çok fazla tecrübesi olan kişilere ulaşmaya çalışın. Bu her zaman iş anlamında da olmak zorunda değil belki seyahat etmek, yurt dışına çıkmak veya bir alanda eğitim almak da olabilir.
Ben her yıl farklı alanlardaki seminerleri katılıyorum ve sınırın bu seminerlerin birinde kayıt olmak için verdiğim e-post adresi sayesinde bir kuruluş bana ulaştı. Geri girişimcilik eğitim verdiklerini söylediler fakat eğitimi verenleri araştırınca hiçbirini daha önce bir girişim kurmadığını gördüm. Bu basketbol oynamayı öğrenmek için daha önce hiç basketbol oynamamış birinden ders almaya benziyor.
O yüzden gerçek hayat tecrübesi olmayan insanlara bir şeyler danışmayı bırakın sizin bolerinizi bozmaktan başka hiçbir işe yaramayacaklar. 4. olarak herkese mutlu etmeye çalışmayı bırakın lütfen. Şu hayat herkese mutlu etmek bence dünyadaki en zor ve en saçma hareketlerden biri. Çünkü aileniz, işiniz, çocuklarınız, arkadaşlarınız, patronunuz sizden her zaman bir takım beklentiler içinde olacaktır.
Eğer herkese aynı anda mutlu etmeye çalışır ve sürekli olarak bunun üstüne bir yaşam kurmaya uğraşırsanız ne yazık ki kendinizi mutlu etmeye bir türlü sıra gelmeyecektir. Kimseyi umursamayın boş verin demiyorum ama sizin hoşunuza gitmeyen veya sizin hayattan beklentinizle uyuşmayan istekleri bu kişilerle yeniden konuşun. Çocukların çok fazla mobil cihaz kullanımını engellemede en etkili yöntem onlardan bunu istemekmiş.
Şu an belki kulağı çok saçma gelebilir fakat yapılan bir araştırmaya göre çocuklara baskı yaparak veya mobil cihazlarının mobil cihazı olan erişimlerini onlara sormadan kesmeye kalkmak her zaman daha büyük sorunlara yol açıyormuş. Bunu çözmenin en etkili yönteminin ise onlarla karşılıklı olarak oturup kaç dakika bu cihazlara vakit ayırmak istediklerini sormak olduğu bulunmuş.
Aslında konuşmak her zaman en basit ve en etkili yöntem o yüzden herkesi mutlu etmeye çalışmadan önce size zıt olan istekleri oturup konuşmak ve neden bunu yapmanın size uygun olmadığını anlatmak uygulayabileceğiniz en etkili yöntem. Ve son olarak hayatın çok kısa olduğunu tekrardan düşünmek geliyor. Hayat çok kısa daha kaç gün bu dünyada var olacağımız meçhul yani ölüm hepimiz için iç beklenmedik bir anda gelip kapımızı çalabilir.
Ben günde 4-5 defadan fazla ölümü düşünüyorum. Bunu çok olumsuz bir şey olarak düşünebilirsiniz. Fakat ölüm yaşadığımız her anı önemli kılan bir olgu. Yani ölüm olmasa sonsuzluk olsa ne bugün ne yarın ne de bir sonraki sene hiçbir adım atmanıza gerek olmazdı. Bu hayatın sonuna geldiğinizde kendi doğrularınıza ve isteklerinizi uygun bir hayat yaşamayı mı yoksa artık o saniyeden sonra sizin için hiçbir anlam ifade etmeyen insanlara göre bir hayat yaşamayı mı yaşamak isterdiniz?
Bir gün hepimizin bu dünyadaki son günü olacak o yüzden birkaç yıl sonra umursamayacağınız insanların görüşlerine göre değil kendi amaç ve isteklerinizi uygun bir hayat yaşamak tamamen sizlerin elinde. Umarım bugün de sizlere faydalı bilgiler sunabilmişimdir. Üzüm etinle ve yayında kullandığım kaynaklara açıklamalar bölümünden ulaşabilirsiniz. En kısa sürede yeni yayınlarda görüşmek üzere kendinize çok iyi bakın hoşçakalın.
