Herkese merhabalar yeni bir yayına daha hoş geldiniz. Bugün yakın zamanda okuduğum ve oldukça ilgimin çeken bir araştırmadan sizlere bahsetmek istiyorum. Yeninese generation'un eski nesillere göre neden daha kırılgan olduklarını inceleyen bu araştırmayı bu yayında sizlerle paylaşmak istiyorum. İsterseniz buyurun hemen konuya geçelim.
Yeniden yada yaptığım yayınları beğeniyor ve yeni yayınları kaçırmak istemiyorsanız dinlediğiniz platformlardan abone olarak tüm yayınlara anında ulaşabilir veya patron üzerinden bana destek olabilirsiniz. 1995 yılından sonra dünyaya gelen çocuklar tüm tarih boyunca en kırılgan ve en hassas olan nesil olarak sınıflandırılmış.
1995 yıl ve sonrasının çok özel olmasının ana sebebi ise bu yıllarda doğan çocukların internet ve sosyal medya akımının içine doğmuş olmaları Bu yaş grubundaki kişiler eski nesillere göre daha az ehliyet başvurusu yapıyor, daha az romantik ilişkiye sahip oluyor, daha az sosyalleşiyor ve daha az para kazanıyormuş. 1994'ten 2014'de kadar yapılan bu araştırmada 20 sene içerisinde tüm bu kategorilerde neredeyse %20'ye varan gerilemeye yaşanmış ve giderek de bu rakam gerilemeye devam ediyormuş.
Bunun en temel sebeplerinden birincisi zamanlarının çok büyük bir kısmını mobil cihazlarda aslında harcamalarıymış. Tabii ki sadece sosyal medya ve internet değil aynı zamanda bu nesillerin anne ve babaları tarihte görülmemiş seviyede çok daha üst düzey bir koruyuculuk özelliğine sahipler. Amerika'da yapılan bir araştırmaya göre 11 Eylül 2001'de yaşanan ikis kulelerin bir terör saldırısıyla yıkılması olayını gören kişiler çocukları olduklarında onlara karşı çok daha koruyucu olmaya başlamışlar.
Amerika'da okulda zorbalık yapan çocukların sayısı da ayrıca en üstlere tırmanmış ve 2001 yılında Amerika'da bunun önüne geçebilmek için bazı yasalar dahi düzenlenmiş. Sadece bu değil bunlara ekstra olarak anne ve babalar çocuklarının oynadıkları alanı sadece kendi gözlemleyebilecekleri yerler olarak sınırlandırmışlar. Ve bu da çocuklara daha fazla kısıtlamalar getirmiş ne yazık ki.
Bu dünyada çok fazla kötülük olduğu kesin yani orası tartışılmaz ama hiçbir zaman bu kötülükler ortadan kalkmayacak da ve aşırı korumacı olmak çok kırılgan nesillerin yetişmesine bu şekilde sebep olabiliyor. Canaten Haydaten yaptığı bir araştırmaya göre çocuk yetiştirirken geçmişten bugüne farklı olarak yaptığınız bazı davranışlar şu şekilde listelenmiş.
İlk olarak çocukları çok fazla kısıtlamak 1990'lardan sonra aileler çocuklarının başlarına bir şey gelebilir endişesinin dozunu giderek arttırmışlar. Bu yaş aralığı neredeyse 14-15 dereyi yükselmiş ebebeğinden büyük ihtimal çocuklarının güvenliklerinden endişe ettiği için aslında bu şekilde yaklaşıyorlardır. Tabi artık popülasyonun da bir de sadece bu değil popülasyonun daha çok büyük bir kesimi kentlerde yaşamaya başladı.
Ancak tüm güya aklaşımlar çocukların sürekli olarak başkası tarafından korunmaya ihtiyaç duymasına sebep oluyor ve yetişkin bir birey haline geldiklerinde dahi bu korunma hissinden kolayca vazgeçemiyorlar. Cenat-ı Heded bunun olmasının sebebinin de çocukların daha erken yaşlarda bağımsız kalamadıklarından ötürü bu tür şeylerin oluştuğunu söylüyor.
İradelerince hareket etmelerine izin vermediklerinden dolayı çocuklar sadece birkaç yıl aslında kendi başlarına hayat öğrenmeye çalışırken yani 15 yaşından 18 yaşına kadar bunun içerisinde bu sürecin içerisinde bunu kovalarken daha tam bunu anlayamadan üniversiteye başlamak zorunda kalıyorlar ve pek çoğu buradaki ortama henüz hazır olmadan bunu yapmak zorunda kalıyor.
Bir diğer değişken ise yeni nesil generasyonun mobil cihazları olan bağımlılığının çok üst düzeyde olması 2023 yılı itibariyle bir çocuk bir gün içerisinde ortalama 7,5 saatini mobil cihazlar ile getiriyormuş. Yani bu rakam yetişkinlerde de aslında hemen hemen aynı seviyede diyebiliriz. Bu cihazlar sayesinde belki daha hızlı öğrenebilen nesiller yetişiyor olabilir ancak normalde olması gereken süreç çocuklar ve yetişkinler için 2 saatin üzerinde olmamalıymış.
Yani bu süreç harflarının üstünde bu cihazlarla vakit geçirdiğinizde daha asosyal oluyor daha nekate fisseliyorsunuz ve daha kalitesiz bir uyku uyuyorsunuz. Benim yaşlarımda olanlar yani 1990 ve öncesinde doğanlar çocukluklarını tamamen bu cihazlar olmadan geçirdikleri için oldukça şanslılardı bence. Ancak 1995 ve sonrasında doğan kitle ne yazık ki bu teknolojinin içine doğdu ve yaşantılarının neredeyse her anında bu cihazlar onlara eşlik etti.
O yüzden onların bu denli teknolojiye bağlı yaşamalarını yargılamakta aslında çok da doğru bir yaklaşım değil. En önemli diğer bir yöntemimiz ise etkili iletişim kurmak kulağı çok sıradan gelebilir veya ben zaten etkili iletişim kuruyorum bunda bir sorun yok diye düşünüyor olabilirsiniz.
Ancak yapılan araştırmalar gösteriyor ki ebebeynler z-jenerasyonu ile iletişim kurmakta zorlanıyormuş ve belki farkına dahi varmadan her gün çevrenizde aynı kişilerle zaman geçiriyor dahi olsanız onlarla gerçek anlamda iletişim kurmuyor olabilirsiniz. Örneğin yoğun bir günlük ardından eve geldiğinizde ailenizle yemek yiyip ardından salona geçiyor ve televizyonun başına oturuyor olabilirsiniz.
Fakat bu esnada kurulan iletişimler çok üstün körü olup karşınızdaki kişiyi gerçek anlamda tanımaya yönelik olmuyor. Ne yazık ki 2000 yılı ve sonrasında doğanlar özellikle bir önceki neste göre çok daha hassas olduklarından dolayı aslında daha iyi anlaşılmayı ve onların düşüncelerinin alınmasının oldukça önemli olduğunu düşünüyorlar. Bunun tersi yönde hareket ettiğinizde ise ne yazık ki aradaki bağı daha fazla yaralayabiliyorsunuz.
Bu yüzden her şeyden uzaklaşıp baş başa yapılan sohbetler asla anılardan silinmez. Eminim bu yayını dinleyen pek çok insan hayatında böyle zamanlar yaşamıştır. Babanızla kardeşinizle belki de çok yakın bir arkadaşınızla yaptığınız derin bir sohbetin tadı genellikle başka bir şeyde bulunmaz ve insanlar da bu anlar cidden derinizler bırakmayı başarır.
En son olarak da bahsedeceğim yöntem ise bu nesil ile iletişim kurarken daha pozitif olmayı başarabilmek ve tabi ki onların da daha pozitif olmalarını sağlamak şu ana kadar var olan en negatif nesil ile karşı karşıyayız. Aslında onları da bu konuda tam anlamıyla suçlamak doğru olmaz. Yani geriye dönüp baktığımızda COVID-19 ekonomik krizler savaşlar tam onların gençlik döneminde gerçekleşti. Fakat gençlik dönemi ikinci dünya savaşına denk gelen de bir nesil aslında bu dünyada var oldu.
Yani her bir nesi kendi zaman biliminde kendisinin elinde olmadığı halde ortaya çıkan bir takım zorluklarla mücadele etmek zorunda kalıyor. Çok fazla negatif olmak çok daha depresi fişsetmenize ve içinize kapanmanıza sebep olabilir. Duygu değişimlerinin daha fazla yaşandığı dönemlerde ise bu duygusal farklılıklar daha hızlı yükselip alçalar. Daha poziti fişetmek için de aslında yapacağınız şeyler oldukça basit.
İlk olarak doğada daha fazla zaman geçirmek, doğada yapılan aktivite sayınızı artırdığınız zaman beyniniz otomatik olarak daha fazla mutluluk hormonu salgılıyor. Bize her ne kadar böyle modern bir çağda yaşasak ve modern insanlar olsak da doğadan kopmak ne yazık ki bizler için söz konusu dahi değil. Dünyanın en mutlu ülkesi adında bir yayını hazırlamıştım ve o yayında Finlandiyanın bunu yapabilmesinin en temel sebebinin doğada en fazla zaman geçiren ırk olmasıyla ilgili bulguları paylaşmıştım.
Doğada vakit geçirmek derken bunun illaki bir kampa gitmek veya böyle bir aylık bir karavan macerasına girmek olarak düşünmeyin. Deniz kenarında yürümek, yüzmek, bisiklet sürmek gibi böyle çok basit aktiviteler dahi size kendinizi daha iyi hissettirecektir. Z-Generasyonu iletişim yeteneği aynı zamanda en zayıf olan generasyon ve bu yüzden normalden çok daha fazla derecede iletişim kurmaya ve kendilerini ifade etmeye ihtiyaç duyuyorlar.
Doğa aktiviteleri ile de daha derin ve etkili iletişimler kurma şansına da bu şekilde sahip olabilirsiniz. Positif olabilmek için iki değişken daha oldukça büyük bir öneme sahip. Birincisi en az 7 saatlik kaliteli bir uyku. İkincisi ise sağlıklı beslenmek. 7 saatin altında uyanan bir uyku ile gününüzün pozitif geçmesi ne yazık ki çok zor, çok daha yorgun hissedersiniz çünkü ve modunuz çok daha düşük olur.
Bu yüzden her gün en az 7 saat uyku yumaya özen gösterin. Sağlıklı beslenme de aynı şekilde çok büyük bir önüme sahiptir. Çünkü aşırı yağlı, tuzlu veya böyle şekerleyecekler yediğiniz zaman daha yorgun hisseder enerjinizi daha hızlı kaybeder ve modunuzda bunlara bağlı olarak daha hızlı aşağılara düşer. Fesu diyeceklerin popülleri tesi ve tadı giderek daha da yükseliyor ve fiyatları da rekabetten dolayı giderek aşağılara iniyor.
Aslında bu duruma da bu şekilde dirahmek hepimiz için daha da zorlu bir hale geliyor. Daha pozitif olmak için ve kendi sağlığınızı koruyabilmek için bu tür yiyeceklerden de mümkün mertebe uzak durmaya çalışın. Konuyu toparlayacak olursak şu an yetişen nesil ve bundan sonra gelecek nesiller ne yazık ki çok daha kırılgan, çok daha depresif ve iletişim yeteniği çok daha düşük şekilde yetişiyorlar.
Tüm bu negatif olan gelişmeler aslında tamamen onların suçu değil ve çevrelerinde yer alan kişiler onlara olan yaklaşımlarında bazı ufak değişimler yapabilirler ise çok daha güçlü, kendinden emin ve pozitif nesiller yetiştirebiliriz diye düşünüyorum. Bu bölümde Z Generasyon'un neden daha kırılgan olduğunu ve bunun nasıl değiştirilebileceğini konuştuk. Umarım sizlere faydalı bilgiler sunabilmişimdir.
Bu arada tüm yayının yazılı metnine ve yayında kullandığım kaynaklara açıklama har bölümdeki link üzerinden ulaşabilirsiniz. En kısa sürede yeni yayınlarda görüşmek üzere, kendinize çok iyi bakın, hoşçakalın.
