Çok Seçenek Neden Kötüdür? - podcast episode cover

Çok Seçenek Neden Kötüdür?

Oct 04, 202311 min
--:--
--:--
Download Metacast podcast app
Listen to this episode in Metacast mobile app
Don't just listen to podcasts. Learn from them with transcripts, summaries, and chapters for every episode. Skim, search, and bookmark insights. Learn more

Episode description

Bugün çok fazla seçeneğe sahip olmanın ne gibi avantajları ve dezavantajları hayatımıza getirdiğinden konuşacağız.

Tüm yayının Yazılı Metnine ulaşabilir, yayınını Youtube üzerinden izleyebilir ve Patreon üzerinden bana destek olabilirsiniz.

Transcript

Herkese merhabalar yeni bir yayına daha hoş geldiniz. Bugün çok fazla seçeneği sahip olmanın ne gibi avantajları ve dezavantajları hayatımıza getirdiğinden konuşacağız. İsterseniz buyurun, hiç beklemeden hemen konunun detaylarına geçelim. Bu arada yaptığım yayınları beğeniyor ve yeni yayınları kaçırmak istemiyorsanız dinlediğiniz platformlardan abone olarak tüm yayınlara anında ulaşabilir veya Patreon üzerinden bana destek olabilirsiniz. Hepimiz her gün yüzlerce seçim yapıyoruz.

Yapılan bir araştırmaya göre bir gün içerisinde bir insan ortalama 35 bin adet seçim yapıyormuş ve yaptığımız bazı seçimler bizi hiç zorlamaz iken bazıları ise inanılmaz zorlayabiliyor. Bir seçimi zor veya kolay kılan şeylerin aslında sahip olduğumuz opisyonlara bağlı olarak arttı bulumuş yani buna bağlı olarak artıyor ya da azalıyormuş. Çok fazla opisyona sahip olduğumuzda aslında hangisinin bizim için en doğru olduğunu sahip olduğumuz bilgilerin miktarı belirliyor.

Tabii ki biz her zaman kendimiz için en iyi seçimleri yapmak istiyoruz. Fakat çok fazla opisyona sahip olduğumuzda yani psikolojik olarak da daha stresli ve mutsuz hissediyoruz. Bir de yapmamız gereken seçimler arka arkaya gelirse yani çok fazla karar vermek zorunda kaldığımız için yine stres altında kalıyormuşuz ve bu da daha mutsuz hissetmemize yol açıyormuş ve bir seçimin kolay ya da zor olmasını sağlayan en önemli faktör bu seçimi yaparken o konu hakkında ne kadar bilgiye sahip olduğumuzmuş.

Yani yeterince bilgi sahibi olmadığımız bir konuda seçim yapmaya çalışırken tabii ki daha fazla stres hissetmemiz gayet doğal. Örneğin ben bu podcast'a ilk başlatacağım zaman bir mikrofona ihtiyaç duydum ve fakat ben daha önce mikrofon olsun ses kartı, bunlar için kablo ekipman bu konularda çok fazla bir bilgim yoktu ve şu an piyasada 20 dolara da satılan bir mikrofon var. 2000 dolara da alabileceğiniz mikrofonlar mevcut.

Bu kararı vermek benim için çok daha zor duydu çünkü bu alanda bir bilgim yoktu ve çok fazla araştırma yapmam gerekiyordu. Fakat yıllardır örneğin unlu muamirler yapan bir fırıncı için un seçmek oldukça basittir. Yani fırıncı unu seçerken böyle çok fazla düşünmez, stres tesetmez veya sıfırdan bir araştırma yapmaya çoğunlukla ihtiyaç duymaz. Ben geçenlerde tam da bununla alakalı olarak harika bir Ted Tolks izledim.

Stanford University'sindeki bir araştırmacı bu konuyu derinlemesine incelemiş ve araştırmış. Bu kişi takım arkadaşlarıyla beraber bir deney yapmaya karar vermiş. 16 dakikalık bu konuşmanın linkini de yine eğer merak ederseniz açıklamalar bölümünde bıraktım. Oradan izleyebilirsiniz. Bu konuşmada benim en çok ilgimi çeken kısım. Süper marketlerdeki ürünlerin sayısı ile ilgili olan kısımdı.

Şu an bir süper markete giderseniz bir ürün almak istediğinizde neredeyse aynı ürünün yüzlerce farklı versiyonunu görüyorsunuz. Ve bir adet alacağımız şampuan, belki de bir macaronsosluğu veya bir çikolata için yüzlerce ürün arasındaki bazı marketlerde artık binlerce ürün arasından seçim yapmamız gerekiyor. Yani her alışverişte farklı bir ürünü alıp kıyaslamaya kalksak bu da büyük ihtimal yıllarımıza alacaktır. Ve bize çok maliyetli olacaktır böyle bir şey.

Halbuki daha az seçenek sunan firmaların satışlarının daha fazla olduğu yapılan araştırmalarda keşfedilmiş. Ben geçen sene evini taşıyan bir arkadaşıma yardıma gitmiştim ve evini beraber taşımıştık. Ardından da arkadaşım bize bir yemek ısmarlamak istedi ve yakınlarda tabi saatte geç oldu. O saatlerde açık sadece tek bir restoran bulabildik ve oraya gitmeye karar verdik. Bu restoran açık büfe hamburger satıyordu.

Ben hayatımda ilk defa böyle bir şeyden geldim yani belki bu tarz işletmeler vardır da benim için yeni bir deneyim oldu. Bu restoranda sistem şu şekilde işliyordu. İlk olarak size hangi tip ekmek seçmek istediğini soruluyor. Eti seçiyorsunuz etin ne kadar pişeceğini seçmeniz gerekiyor. Ardından da böyle açık bir büfe var. Oradan yaklaşık 20'in üzerinde çeşit var. İstediğinizi hamburgerinizin arasına koydurabiliyorsunuz.

Yani aç olduğumuzdan dolayı mıdır bilemiyorum ama biz neredeyse her şeyi seçmek istedik, her şeyi denemek istedik. Ve hamburgerlerimiz geldiğinde yani benim hamburgerimin içinde böyle çok saçma sapan şeyler vardı. Mesela siyah seyitin dilimleri vardı, avokado parçaları vardı, salatalık turşusu vardı. Yani açıkçası ne yediğimi ben tam olarak anlayamadım çünkü inanılmaz sayıda seçeneğimiz vardı ve hiçbirini kaçırmak istemedik. Aslında bu durum eskiden çoğu restoran için böyleydi.

Yani açık büfe satışı yapmıyorlardı. Fakat menülerde böyle çok fazla seçeneğin olması zengin bir görünüme sahip olacakları düşüncesini bu restoranlarda yaratmıştı. Fakat bir işletmede 50'den fazla seçenek olduğunda bütün bu ürünlerin nasıl hazırlanacağını çalışanlara anlatmak dahi çok zor bir şey. Yani bırakın bunu sadece pişirmeyi etmeyi bu sistemi nasıl çalıştığını anlatmak çok zor bir şey.

Ve diyelim ki bu kişi ayrıldığında yeni gelen kişi bu 50 farklı yiyeceğin yeniden nasıl hazırlanacağını anlatmanız gerekiyordu. Bu da ayrıca bir vakit kaybı. Bir de 50 farklı yiyecek için yüzlerce farklı malzeme almanız gerekiyor. Bunları bir de belirli sürelerde de tüketmek lazım yoksa çöpe gidecektir. Bu yüzden şu an dünyada en çok bilinen tanınan dünyanın her küresine yayılmış restoran zincirleri, kahve dükkanları, tatlı dükkanları çoğu 7 veya 8 adetten fazla seçeneği size sunmuyor.

Bunun aslında bir sebebi var. Çünkü seçenek sayısı azalınca insanlar çabuk karar veriyorlar. Satışlar bu sayede de daha fazla yükseliyor daha fazla ürün satabiliyorsunuz. Tabii ki öte yandan da bu ürünlerin hazırlanması, bu ürünleri hazırlayan kişileri bunların nasıl yapılacağının anlatılması çok daha kolaylaşmış oluyor. Bir de karar vermenin fiziksel etkileri de var bizler için. Yani biz karar verdiğimizde fiziksel olarak da enerji kaybediyormuşuz.

Nasıl ki egzersiz yaptığımızda ya da fiziksel olarak efor harcamamız gerektiğinde bu tarz işlerde çalıştığımızda vücudumuzdaki kaslar devreye giriyor ve zamanla yorulmaya başlıyorlarsa aynısı karar verdiğimizde de oluyormuş. Çünkü her karar için beynimize ekstra bir yük bindiriyormuşuz ve irade gücümüz giderek azalmaya başlıyormuş. Spor yapmaya ilk başladığınızda enerjiniz genellikle çok yüksek olur ve çoğu hareketi kolaylıkla yaparsınız.

Ancak biraz süre geçtiğinde tabii ki kaslarınız ağırmaya başlar ve enerjiniz bir miktar azalır. Ve sonlara doğru vücudunuz sizi ara vermek için kesinlikle zorlamaya başlayacaktır. Çünkü kaslarınızdaki ağrıları miktarı artar belirli bir süre sonra ve eğer durmayıp devam ederseniz de acı miktarınız buna endeksli olarak artacaktır. Karar verme sürecinde de aslında birebir bunun aynısını yapıyoruz.

Verdiğimiz ilk birkaç karar bizlere aşır yormuyor tabi ki ve genellikle en doğru kararları vermek bu esnada çok daha kolaydır. Fakat üst üste verilen kararlar bizlerde yorgunluk belirtilerine yol açıyor. Doğru analiz yapma yetimizi zamanla kaybediyoruz. Eğer çok fazla karar verirsek üst üste. Hatta geçenlerde okuduğum kitapta bir bölümde çok ilginç bir şey vardı. Amerika'da yargıçların öğleden sonra gördükleri davalarda itiraz miktarı çok daha fazlaymış.

Ve bu davalar çoğunlukla yeniden görülen davaların çoğu yargıçların öğleden sonra ele aldıkları davalar oluyormuş. Bununla ilgili hatta çok ünlü bir reçel deneyi var. Kolombiya Üniversitesi'ndeki iki araştırmacı seçimin motivasyonu kırıp kırmadığını anlayabilmek için bir süper markette reçel deneyi yapmaya karar vermişler. Bu ikili Kaliforniya'daki bir süper markette gitmiş ve burada çok fazla sayıda reçel markasının sunulduğunu görmüşler.

Bunun üzerine bu markette bir tatma standı açmışlar ve çok fazla seçeneğin satışa yardımcı olup olmadığını anlayabilmek için reçelleri test eden insanlara bir indirim kuponu vermişler. Bu sayede de satış yapıldığında bu verileri analiz edebilmişler. İlk gün tezgahta 24 adet farklı reçel limunisi müşterilere sunulmuş, ikram edilmiş ve ertesi gün ise sadece 6 adet reçel müşterilere sunulmuş.

Ve deney sonuçlandığında 6 çeşitten birini deneyen insanların yaklaşık %30'u daha sonrasında bu reçeli satın almış. Ama 24 adet seçenek söz konusu olduğunda bu oran 10 kat azalmış ve sadece %3'ü müşterilerin sadece %3'ü reçellerden birini satın almayı tercih etmiş. Öte yandan geniş ürün yerpazesi o marketin önünden geçen kişilerin %60'ının durup reçelleri denemesini sağlamış. Ancak 6 adet opsiyon olduğunda bu rakam %40'lara gerilemiş.

Bu deneyin sonucunda da yapılan analiz şunu göstermiş, daha az opsiyonun satış miktarının artırdığını ve yani satışa çok büyük yardım olduğunu. Ancak çok fazla opsiyon olduğunda da müşterilerin dikkatinin daha fazla bu alana kaydığı görülmüş. Eğer bu araştırmayı da detaylıca okumak isterseniz yine dinkini ben açıklamalar bölümünde sizler için bıraktım.

Konuyu toparlayacak olursak çok fazla opsiyona sahip olmak genellikle çok daha iyi olarak değerlendirilir fakat yapılan araştırmalara göre bu pek de doğru değil. Daha fazla seçim hem daha çok vakit kaybetmemize hem daha iyi seçimler yapmamızın önüne geçiyor ne yazık ki. Ve fiziksel olarak sadece bu da değil fiziksel ve mental olarak da daha fazla yorulmamıza sebep oluyor. Her gün yaptığımız seçimlerin miktarını azaltabilmek bizlerin daha iyi kararlar vermesine olanaktanıyor.

Bu yüzden daha basit daha minimal hayatlar yaşamak daha iyi kararlar vermemizin önünü açacaktır. Bu bölümde neden çok fazla seçeneğin bizlerin doğru kararlar vermesinin önüne geçtiğini ve ne gibi sonuçlar doğurduğunu inceledik. Umarım sizlere faydalı bilgiler sunabilmişimdir. Bu arada tüm yayının yazılım etine ve yayında kullandığım kaynaklara açıklamalar bölümündeki link üzerinden ulaşabilirsiniz. En kısa süre de yeni yayınlarda görüşmek üzere kendinize çok iyi bakın hoşça kalın.

Transcript source: Provided by creator in RSS feed: download file
For the best experience, listen in Metacast app for iOS or Android