Herkese merhabalar yeni bir yayına daha hoş geldiniz. Bugün 6 ay boyunca işsiz kaldığım süreden ve neden bu kadar uzun süre iş bulamadığımdan, bu esnada da neler yaşadığımdan sizlere bu yayında bahsetmek istiyorum. İsterseniz buyurun daha fazla beklemeden hemen konunun detaylarını geçelim. Bu arada yaptığım yayınları beğeniyor ve yeni yayınları kaçırmak istemiyorsanız, dinlediğiniz platformlardan abone olarak tüm yayınlara anında ulaşabilir veya Patreon üzerinden bana destek olabilirsiniz.
Pek çok insan iş arama stresini daha önce kesin yaşamıştır ve bu süreç aslında çok uzun sürmezse, çok fazla derinizden bırakmaz. Ama aylar geçmesine rağmen işe giremezseniz bazı endişeler boyu gösterecektir. Daha önceki yayınlarda bahsetmiştim. Ben bir elektrik mühendisiyim ve geçmişte sadece farklı işlerde çalışmak ile kalmayıp kendi girişimlerimi de kurmayı denedim. 6 ay neden işsiz kaldığıma hemen atlamadan önce biraz kendi kariyerimde neler yaptım. Bunlardan bahsederek başlamak istiyorum.
Ben 2009 senesinde elektrik mühendisini kazandım ve bir yıl hazırlık okuduktan sonra da 4 yılda lisans eğitimine ben zaman harcadım. Fakat ben hep çok savursuz biriydim ve mühendislik fakültesinde sadece işin tekniksel yanına öğrenmek dışında bana bir katkı sağlamadığını fark ettim açıkçası. Tabii ki bu esnadan insanlara ya mühendisik okumayın gibi bir şey demiyorum ama okulun son senesine geldiğimde haftada sadece 2 gün benim dersim kalmıştı ve kalan günlerim tamamen boştu diyebilirim.
Bu kalan günlerde de ben iş aramaya başladım. O dönem bilgisayarımı ben başına geçtim. İstanbul'daki elektrik firmalarını tek tek arattım ve bir list oluşturdum. Ardından da kısa ve öz bir e-mail hazırladım. Bu iposta da elektrik mühendisliği okudum ve herhangi bir ücret beklemediğimi sadece iş öğrenme isteğimden dolayı iş aradığımı belirtmiştim. Bir de oldukça yılın bir öz geçmişte hazırlayıp ben bu ipostayı buldum bütün firmalara tek tek yolladım.
Bir hafta sonra beni bir firma aradı ve kendileri benim bu isteğimden etkilendiklerini ve görüşmek istediklerini bana söylediler. Ben açıkçası bu ipostalar ben çok fazla bir umudum yoktu. Ancak böyle bir teklifi de böyle bir teklif gelince de geri çevirmek istemedim tabi ki görüşmeye gittim ve beni bir şantiyeye stajer bir mühendis olarak aldılar. Yani aslında benim hiçbir para talebim olmamasına rağmen bana askeri ücret teklif ettiler.
Kez abi bütün firmalar arasında bence bu şekilde ilerlemeli çünkü stajerlik deyince artık nedense herkesin aklına parasız çalışan insan tanımı geliyor. Halbuki stajerikken dahi sabahtan akşama kadar şantiye de çalışmak, güneşin altında yanmak, yağmurda ıslanmak ve soğukta üşümek bile çok ağır bir beden şahsen. Yani ben bunu tecrübeledim ve ben üniversite yakın olması açısından o dönemler avcılarda ikamet ediyordum ve bu şantiye beşiktaşın göbeğindeydi.
Hayatımda ilk defa beş koca senenin ardından beyaz bereti hak etmiştim ve stajerde olsam artık mühendisdim ne olursa olsun yani sağ mühendisliğinden de ilerleyen zamanlarda şantiye şefleneği yükseldim. Çalışma hayatına yeni atıldığım için o dönemler benim için gerçekten çok güzeldi. Ancak bir yandan da şantiye de çalışmak çok zor bir işti. Mezuniyetin ardından da bir yıl daha bu şekilde çalıştım ve çalıştım firma firma'ya yeni bir iş geldi. O iş içinde bir şantiye şefine ihtiyaçları vardı.
Benim için aslında erken denebilirdi, erken bir adım olabilirdi bu. Fakat hali hazırda ellerinde başka biri de olmadığı için ben şantiye şefine terfi ettim. İki yıl kadar şantiye şefi olarak bir projede çalıştım. Konumunuz yükselince sahip olduğunuz sorumluluklarda doğru orantı da artıyor tabii ki ve bu iki yıl benim için oldukça zorlayıcıydı. Oku mezuniyetin üzerinden de iki yıl geçince de askerlik celvi geldi.
Tam askere gitmeye hazırlanırken üniversiteden ev arkadaşım orta doğada bir projede çalıştığını ve bir proje hak ediş mühendisi aradıklarını bana söyledi. Ortadoğu projeleri yıllık sözleşme ile sizi alıyor ve maaşımız dolar üzerinden olduğu için de açıkçası tatmin edeceği diyebilirim. Ben de hem para biriktirmek hem de yurt dışı tecrübesi kazanabilmek için bunu kabul ettim. Bir yıl ortadoğu'da çalışmanın yani açıkçası hem güzel hem de kötü yanları vardı.
Fakat bu bir yıl bitince ben memleketim İzmir'e döndüm. Kendi ofisimi açmaya karar verdim. Ortadoğu'da çalışmak maddi olarak beni rahatlattı aslında. Hatta ben bu sayede kendi mühendislik ofisimi açabildim. Bir yıl boyunca kendi işimle ben para kazandım. Kurduğum ilk firma ile de ilgili detaylıca bir yayın yapmıştım. Eğer dinlemediyseniz de onun linkini ben açıklamalar bölümünde sizler için bırakırım. Fakat bu hikaye özetleyecek olursam kendi şirketimde her şey istediğim gibi gitmedi.
Ben tam bu esnada aklım hep bir ucunda Amerika'ya dil okuluna gitsem mi acaba yani Amerika'da eğitim alsam mı gibi şeyler vardı. Ardından Amerika'da dil okulu için bir vize başvurusu yaptım. Amerika'da pek çok şey benim aslında gerçekten istediğim gibi gelişti. Yani dilimi geliştirdim, sınavlara girdim, üniversiteye kabul aldım. Aslında böyle her şey tık tık çözülüyordu. Kafama koyduğum hedeflere ben bir bir ulaşmaya başlamıştım.
Sadece bu esnada yaptığım iki adet seçimin bana daha sonra nere mal olacağını henüz o dönemler ben bilmiyordum. Benim bütün kariyerin mühendislik üzerineydi hatta yani sağ ve proje mühendisliği üzerineydi. Ancak çantiyelerde çalışmak yani mühendis daha iyi olsanız hem fiziksel olarak hem de mental olarak sizi aşırı yıpratıyor. Amerika'ya gelince yani tekrardan ben açıkçası çantiyelere dönmek istemedim. Yani zorunda olmadıkça ben bu alanı yönelmek istemedim ve yazılım alanında.
Yani daha doğrusu tam yazın demeyelim ama IT alanında kendimi geliştirmeye karar verdim. Ve Siber Güvenlik alanında bir yüksek isans programı buldum. Yani Siber Güvenlik bence geleceğin en değerli meseklerinden kesinlikle bir tanesi. Fakat bu alanda yüksek isans eğitimi bu işin teknik beceri kısmından çok nasıl söylesem araştırma kısmına daha fazla odaklıydı. Örneğime linik üzerinde böyle test araçları vardı. Bunları öğrenmeyi bekliyordum. Bunları öğrenmek için can atıyordum.
Fakat yüksek isansı da genellikle bunların üzerine araştırma yapmak. Akademik makalleler hazırlamak gibi ödevler bize veriliyordu. Yani işin çok fazla böyle teknik kısmından çok araştırma kısmı. Tabii ki bu bir yüksek isansı olduğu için buna odaklıydı ama benim için yani bu işin bu kısmı bir hüsran oldu. Çünkü ilk dönemde hatırlıyorum mesela bilgisayar nedir işte internet nedir gibi tanımlarla başlamışlardı.
Tabii burada da eğitmenleri suçlamak çok zor çünkü bu programa 65 yaşında emekli olmuş kişiler de katılıyor da hatırlıyorum ben. Yani daha önce bu alanda alt yapısı ya hiçbir alt yapısı olmayan birine de tabii ki bu program hitap etmek zorunda. Ve bu kısımda istediğim gibi geçmeyince ben kendi şirketimi açmaya karar verdim. Yani bu siber güvenli kısmına olan şeyimi tamamen yetirmiştim. 3 boyutlu yazıcılar benim çok fazla ilgimi çekmişti ve kaldığım evde ben 3 boyutlu yazıcı aldım.
Gece gündüz demeden 3 boyutlu programları öğrenmek için ben çabalıyordum. Ve ardından da bu işte elini kaybetmiş, kolunu kaybetmiş insanların kullanabilmesi için bazı böyle prototipler geliştirmeye karar verdim. Bu fikir benim çok hoşuma gitmişti hem bu insanlara yardım edebilecektim hem de çok keyif aldığım bir işi yapabilecektim. Ve bunlardan Amerika'da şirket kurdum. Hatta aileme dahil bunu söylemedim. Çok ufak bir ofis kiraladım böyle büyük bir şirket gibi düşünmeyin zaten.
Ama bu esnada da benim okulum devam ediyordu ve Amerika'da öğrenci zesiyle olduğum için yüksek lisans bitimin de bana sadece 1 yıllık bir iş izni verdiler. Bu iş iznini de kendi kurduğum şirket üzerinde kullanabildim. Yani işletebiliyorsunuz ve yaklaşık 6 ayın sonunda ben böyle seri üretime geçirebileceğim birkaç prototip hazırladım. Bunlar artık hazırdı ve çok büyük bir heyecanla ben bunu seri üretebilecek enjeksiyon makineleri olan bir firmaye götürdüm. Bir firma buldum.
Buraya görüşmeye gittiğimde ya cidden dünyam yıkıldı diyebilirim. Ben 3 boyutlu yazıcıda böyle çok kompleks tasarımlar yapmıştım. Yani 3 boyutlu yazıcıda her şeyi tasarlayabiliyorsunuz fakat enjistürel enjeksiyon makinelerinde çoğunlukla 2 boyutta hareket ettikleri için böyle çok kompleks tasarımlar yapılamaz değil ama yapan cihazlar var. Ancak bu sefer de maliyetler inanılmaz yükseliyor. Yani yaptığım dizaynı parçalara böyle tek tek üretip ardından bir araya getirebilirdim.
Fakat bu seferde yaptığım her şey yani neredeyse bütün dizaynlar boşa gidecekti. Yani 0'dan başlamam gerekecekti. O akşam ben çok büyük bir karamsarlıkla eve döndüm. Odamda da hatırlıyorum odanın bir köşesinde 3 boyutlu yazıcı çalışmaya daha devam ediyordu. Yani tüm bunlar yetmezmiş gibi iş izinip sadece 6 ay kalmıştı. Yani ben artık bir sonraki adımı tahmin edemiyordum. Gökmenli kavukatından en iyisi bir yardım alayım dedim.
Yani ben o döneme kadar işin göçmenlik kısmı çok fazla kafa yormamıştım. Çok fazla araştırmamıştım çünkü bu işe odaklanıyordum. İşte nasıl üretebilirim nasıl hızlı bir şekilde bunu seri üretime geçirebilirim gibi. Ama işin bir de göçmenlik yanına var tabii ki avukatla görüşünce diğer başka bir şok daha geçirdim. Kendi kurdun firmeyle kendime sponsor olamıyordum Amerika'da.
Yani bu ancak nasıl söyleyeyim belirli sayıda kişiyi istihdam ederseniz yüksek meblalar kazanırsanız ve bunu kanıtlarsanız böyle şeyler mümkün olabiliyor. Yani kezabı durumda bile yani diyelim ki hani bunu dahil yaptığınız bu davaların bir görülme süreci var. Yani onlar sonuçlanınca ancak bu vizeleri bu hakları kazanıyorsunuz. Ve benim elimde de ikinci bir vizemde olmadığı için ya bu şartları sağlasam dahi benim statüm tehlikeye girmiş olacaktı.
Ve bunun üzerine Amerika'da iş bulmaya iş aramaya karar verdim. Avukat bana şunu söylemişti takip edebileceğim iki seçenek vardı. Bu seçeneklerden birincisi yani evlenip green card almaktı ve bu sayede şirketin üstüne çalışmaya devam edebilirdim. Ya da işe girip iş yeri sponsorluğu ile buradaki göçmenlik problemi halledebilirdim. Bu iki seçenekten iş bulmak bana daha mantıklı geldi. Ve eğer olurda bir şeyler terti giderse de açıkçası çıkıp Türkiye'ye memleketime geri dönecektim.
Dünyanın sonu değildi yani en nihayetinde. Ve ben şunu fark ettim hayatımda hiçbir zaman ben işsizlik denilen şeyi tecrübe etmemiştim. Bunu ilk defa Amerika'da tecrübeledim. Yani iş ararken yaptığım en büyük hata tam olarak hangi alanda işe gireceğimi kararlaştırmamıştım. En büyük hata kesinlikle buydu. Türkiye'de elektrik mühendis olarak şantiyelerde bir geçmişim vardı. Fakat kendime şunu diyordum ya ben şantiyelere geri dönmek istemiyorum. Çünkü çok zorlu bunun farkındayım.
Şimdi Amerika'da bahsettim üzeri siber güvenlik üzerine bir yüksek isans yaptım. Ama bu esnada siber güvenlik adına programlamayı nasıl söyleyeyim teknik beceri anlamında bana hiçbir şey katmamıştı. Ya tabi ben de kendimi bu alanda geliştirmeye çok gitmemiştim, yönelmemiştim. Ve ben Amerika'ya ilk geldiğim yıllarda da kendimi yazılımı adamıştım. Bir altı ay kadar da böyle eve kapanıp yazılım çalıştım. Ben tek başıma yani kendi kendime bunu öğrenmeye çalıştım.
Bununla ilgili de bu süreçle ilgili de bir yayın yapmıştım. Yine dinlemediyseniz onu da bırakırım. Ya bu esnada da şeyi düşünüyorum tabiki yani her şey kötü gitti. Her şeyimi satıp Türkiye dönecektim. Bununla da hiçbir sakınca yoktu ama dedim ki bunu yapmadan önce elimden gelen her şeyi deneyeyim. Ve üç farklı kategoride işlere başvurdum. Bence bu çok büyük bir yanlış oldu benim için. Ya bir gün böyle elektrik mühendisliği işinlerine başvuruyordum.
İkinci gün siber güvenlik alanındaki ilanlara böyle bir tarıyordum, onlara başvuruyordum. Ve diğer bir gün yazılımla alakalı işlere başvuruyordum. Sanırım yani iş arayan birini yapabileceği en kötü şeylerden biri bu. Siber güvenlik ilgili işlere başvurdum da hiçbir iş geçmişimin olmamasına rağmen sadece birkaç akademik makale yazmıştım. Yani çok fazla deneyimim de yoktu bu alanda. Bu yüzden bu iş başvurularından hiç adım akıllı geri dönüş alamadım.
Ve yazılıma başvurduğumda yazılmışlarına başvurmaya başladım da evet github'da bir sürü proje yaptım bu alta içerisinde ama hiçbir yazılım firmasına çalışmadım. Yani işin bir kendi başınıza öğrenme kısmı ayrı. Bir de bu işi tecrübeleme kaydı ve böyle olunca da çoğu iş görüşmesindeki en temel soruları dahi çözemedim. Bir de tabi benim yazılmı öğrenme sürecimin üzerinden 1,5 yıl geçmişti. Ve ilk iki ay bu şekilde yani bir o işe başvur, bir bu işe başvur böyle böyle geçti.
Ama çokta fazla bir endişe oluşmadı bende. Çünkü kendime şunu söylüyordum. Diyorum ki ya bir dakika daha iki ay oldu yani öyle hemen pat diye bulabilir misin? Bir de yani bu işin diğer bir soru kısmı, sponsorluk sağlayacak olan firmaların bana ancak işi vermesi gerekiyordu. Bu da işi daha da zorlaştırıyor. Firmalar tabi ki bu süreçlerin çok uzun olduğunu biliyorlardı. Eğer sponsorlara ihtiyaç duyuyorsunuz.
Ya o yüzden bir kişiye eğer bir kişiyle bu yola gireceklerse buna cidden değecek birinin bu işe alımını istiyorlardı. Ve bir ay daha geçti beni yavaş yavaş bir endişe sarmaya başladı. Yani 3 yıldır ben Amerika'daydım. Burada araba aldım, mobilyalar aldım, eşyalar, elektronikler. Ya bunları nasıl satacağım, ne zaman satacağım? Bu sorular bir yandan böyle benim kafam meşgul ediyordu. Ama bir yandan da kendime diyordum ki ya efe umudunu kaybetme daha önünde süreç var.
Yani işiz kalmanın en kötü yanı hayattaki her şeyin anlamını bir anda yitiriyorsunuz. Ya örneğin ben o dönem bir evde kalıyordum. Amerika'lı emekli olmuş bir öğretmenin yanında kalıyordum. Çok da tatlı bir kadın da kendisi üst katta oturuyordu. Alt katlarda da ev çok büyük tüm ve bu alt katları da öğrencilere kiralıyordu. Bu eve gelen öğrenciler işte gezmek, tozmak, eğlenmek istiyorlardı tabi ki. Sezonluk geliyorlardı zaten.
Bazen beraber dışarı çıkıyorduk fakat ben hiçbir şeyden o dönem ne yazık ki keyif alamadım. Yani yemek yemeğe gidiyorduk. Deniz kenarındayız, tam gün batımı her şey mükemmel. Çevremdeki o an baktığınızda her şey mükemmel gözükse de benim için de bir ateş vardı. Yani kafamda şu soruları soruyordum ya Türkiye'ye dönersem nerede iş bulacağım, arabamı son bir iki hafta kala satabilir miyim? Bir yandan bu eşyalarını satacağım. Sürekli böyle şeyler.
Beni o işsizlik döneminde daha da stresli bir hale geçmeme sebep oldu. Ve artık günde neredeyse 400-500 adet iş başvurusu yapıyordum. Önüme gelen her işe başvuruyordum. Ve sonrasında anladım ki aslında bu çok yanlış bir tutum arkadaşlar. Bununla da alakalı hatta bir yayın yaptım. Ve 4. ayın sonuna geldim. Artık yani modum inanılmaz düşüktü. Ne yapacağımı bilmiyordum. Biriktirdiğim tüm parayı da kullanmıştım. Elimde avucumda hiçbir şey kanlamıştı.
Fakat sonra fark ettim ki ya bana en çok geri dönüş yapan firmalar, inşaat firmalarıydı. Çünkü hem diplomam hem de iş tecrübem bu alandaydı. Ama bu esnada da şunu fark ettim. Bu insan kaynaklarından geri dönüş almak çok çok zor bir şeydi. Ben de ilk işe girdiğim dönemdeki metodu denemeye karar verdim. Yaşadığım çevredeki inşaat firmalarını araştırıp hepsine böyle kısa i-post alırattım. Ben geçenlerde The Start Up Of You adında bir kitap okudum.
Bu kitapta LinkedIn'in kurucusu tarafından yazılmış bir kitap. Ve bir bölümde şöyle bir şeyden bahsediyordu. İnsan kaynaklarının size asla evet diyecek bir güce sahip değildirler. Ama hayır demek onların elindeki en büyük güçtür diyordu bu kitapta. Yani ben buna oldukça katılıyorum. Tabi ki bu esnada şey olmasın her insan kaynaklarında çalışan kişi böyle herkesi reddeder. Hiçbir işe yaramaz. İnsanların işe almasını kolaylaştırmaz gibi bir şey demiyorum.
Ama bu duvarı aşmak gerçekten her babayıydın harcı değilmiş yani. Ve ardından ben bir sürü e-mail attım. Bir tane firma bana geri döndü. O sabah erkenden kalktım, giyindim, traş oldum. Araba yattıydım ve iş görüşmesine gittim. Ve eğer o iş görüşmesine giderken hatırlıyorum dedim ki ben bu işe alamazsam bütün eşyalarıma artık satılığa koyacağım. Araba mı satılığa koyacağım. Ancak iş görüşmesi harika geçti. Çünkü bu firmanın çalıştığı alanda benim çok uzun süre bir tecrüben vardı.
Üstüne üstlük kendi ekipmanlarını da üretiyorlardı. Yani ufak bir atolya var aslında. Burada da bazı teknik çizimlere ihtiyaç duyuyorlardı. 3 boyutlu çizimlerden ve 2 boyutlu çizimlerden bahsetmişlerdi. Ama benim de Amerika'da açtığım firmada aslında tam da bu işi yapıyordum. Yani hem 2 boyutlu hem 3 boyutlu çizim programları da hakimdim. Ve şirketin insan kaynaklarına değil, şirket içerisindeki yönetici pozisyonunda olan mühendislerden birine benim ipost amp ulaşmıştı.
Sahip oldum tecrübeleri böyle çok kısa bir e-mail ile ben bu kişiyi iletmiştim. Ve direkt bu mühendisle muhatap olunca işe girmem çok kolaylaştı. Konuyu toparlayacak olursak, isiz kaldım bu sürede çok fazla paniğe kapıldım ve çok fazla hata yaptım. Gerçekten iyice araştırmadan benim geçmişimin bu firmaların isteklerine uymadan yaptığım yüzlerce, belki de binlerce başvurunun nasıl da boşa gittiğini çok iyi anladım.
Daha sonrasında kendi geçmişime uyan firmaları bularak ve hızlı başvurular yapmayı bırakıp, bunun yerine bu firmaları biraz daha detaylıca inceleyip bu firmalarda çalışan yönetici pozisyonunda olan mühendis olan insanların iletişim bilgilerini ulaşarak bu kişilere kısa ipostalar yollamak. Yani son bir aykala yaşadığım aslında o onca stres geçirdiğim o uykusuz geceler ve yaptığım yüzlerce farklı denemeden sonra profesyonel kariyerime bu sayede geri dönmeyi başardım.
Bu firmaya girdikten sonra da edindiğim tecrübeleri artık bu yayında bahsedersen çok uzun olacak. Bununla alakalı bir yayında yakın zamanda sizler için hazırlamayı planlıyorum. Bu bölümde neredeyse 6 ay boyunca yurt dışında iş bulamadığım süreci sizlerle paylaştım. Umarım sizlere faydalı bilgiler sunabilmişimdir. Bu arada tüm yayının yazılım etline ve yayında kullandığım kaynaklara açıklamalar bölümündekildiğin üzerinden ulaşabilirsiniz.
En kısa sürede yeni yayınlarda görüşmek üzere kendinize çok iyi bakın hoşça kalın.
