#265 Göçmen, Mülteci ve Sığınmacı - podcast episode cover

#265 Göçmen, Mülteci ve Sığınmacı

Aug 04, 202445 min
--:--
--:--
Download Metacast podcast app
Listen to this episode in Metacast mobile app
Don't just listen to podcasts. Learn from them with transcripts, summaries, and chapters for every episode. Skim, search, and bookmark insights. Learn more

Episode description

Batı, bir çok ülke ile basında çok duyulmayan anlaşmalar yapıyor. Bunun amacı göçmen, mülteci ve sığınmacıların sınırların dışında tutulması veya gerektiğinde dışına çıkarılması. Bu politikalar bazen insanlık dışı manzaralara varacak kadar ileriye gidebiliyor.Bu bölümde sadece ülkeler arası yapılan anlaşmaları değil, aynı zamanda insanların yaşadığı zorlukları ve değişen Dünya nüfusu dengelerini tartıştık!Support the showBize ulaşmak için: Twitter @hkbu_podcast İnstagram @hkbu.podcast Fac...

Transcript

Hayat kaçık bir uygudur. HKB ufak kestin bir başka bölümüyle daha beraberiz. Ben her zamanki gibi kuzey california'larda Samet mikrofonun diğer ucunda sevgili Nazım cihanım var kendisini yine siz tabii ki de hissetmeseniz de özlemiş bir halde kendisine kavuşuyorum. Çünkü biz yine bir ara verdik. Burada benim özellikle seyahat etmemden dolayı sevgili canım üzerinde calforni ya, paradise

stran, tişörtüyle yine. Göz kamaştırıyorsun bilmeyenler için de çiko'nun hemen üzerindeki küçük karadayı cennetlik köyümüzden bahsediyoruz. Buraya geldiğinde elde ettiğin bazı kazanımlardan biri diyelim sevgili canım. Borçlardan evet doğru diyorsun, hediyelerden biriydi ve keyifle giymeye devam ediyorum gedikçe de yani hani doğal felaketleri hatırlıyoruz bir tarafıyla da. Evet, ben daha böyle bir öğretmen, böyle bir antrenör ne bileyim girişimci modunda çıktım gömlekle.

Birazdan ama birazdan sanki bir video konferans üzerinden bir sunum ve bir eğitimim vereceksin gibi bir havada yok değil sevgili sanat. Evet, evet, yatırım tavsiyesi değildir diye buradan anonsumuzu da yapalım istiyorsan hal hatır sorup hemen kısaca sana bir tane bomba soruyla paslaşmaya başlayayım diyorum iyi mi? Keyifler nasılsın? Bu yoğun bir hafta sonunun. Son dakikalarında böyle şey böyle yoğun geçti ve yorucuydu. Sende ucundan biliyorsun zaten.

Fena değil diyelim, samçimi her zamanki gibi hani klasik cümlemizi söyleyerek sende durumlar nasıl? Bizde de enişli çıkışlı devam ediyor. Istersen bu kısımda son zamanlarda kendime adet edindiğim sana biraz soru sorup birazcık böyle bölüm öncesi iceer dediğimiz sohbet buzları buzları kralım, dinleyici sen ve ben arasında. Şimdi bu haftaki sorumuz şurdan geliyor diye böyle test havasının da girdim ama. Çok iyi ya. Bunu bir portkesten aldım.

Aslında zaten national park after dark çok güzel bir isim bulmuşlar. Bu national parklarda yürüyüşe tırmanışa ne bileyim kayak seyahatini falan çıkan insanların kaybolduğu gerçek hikayeleri anlatıyor. Yani çok böyle niş turu primeın içinde çok niş bir alan bulmuş kendinde bu 2. Kişi yani ismiyle evet içerik diyorsun. Harika bir polisim gibi, yani bundan öneri olsun yani. Ön öneri olsun öneriler kısmından önce onlar podcast in açılışında her konuklarına

soruyorlar. Bu soruyu adetleştirmişler. Benim de çok hoşuma gitti, çaldım ve türkçe'ye çevirdim. Diyor ki bir ormanda sevdiğin Mansur kalacak tek başına bir ayı ile mi yoksa bir katil ile mi kalmasını yerlerdin? Bunlardan bir tanesini seçmek zorundasın. Ilk başta çok basit bir soru gibi geliyor ama derinine dalan insanlar oldu. Cevapları verirken ben de ilginç bir şekilde dinledim. Bakalım sen de nasıl bir nasıl

sebep olacak? Yani diyelim ki burada kurban olarak kimi seçelim indirayı seçelim. Sevgili indirayı ormanda. Böyle bir dille biliyorsun? Evet, bu bölümü dinlemesin. Bir tatil dille mi yoksa bir ayı ile mi başının belaya girmesini. Tercih ederdin valla herhalde ayı ile olabilir gibi geldi bana sebebine gelince de katilin ne yapacağını çok öngöremezsin ya hani bu şey de olabilir. Yani hem iyi davranabilir, kötü davranabilir.

Ayının ne yapacağını 3 aşağı 5 yukarı öngörebiliyorsun içgüdüsel olarak bir savunma mekanizması olacağını ya da ayı. Kurtulma teknikleri hep böyle vardır ya devasa ayılarla nasıl kurtuluruz falan diye. O yüzden hani öngörülebilir olacağını düşündüğüm için ayı demek istiyorum. O zaman indirayı ayılarla, ayılarla bu durumda. Yani bu arada ne olur konuyla o kadar alakasız bir yere geldik.

Şu anda şeyi hatırlar mısın? Eskiden parklarda ya da böyle oyun bahçelerinde ayı oynatırlardı gülhanın. Park liman aklıma geldi bizzat görmüş. Evet yada mesela edirnekapı tarafındaki ufak parklarda bile ayı oynatırlardı. Ben bunu indiraya geçen bir anlattım. Şey yapamadı, algılayamadı yani. Idrak edemedi evet. Yani hani tef çalarak ayıp oynatılır ya da o tarz hareket gerçek ayı mı falan? Hani kostümü giydi insanlar geliyor ya. Kaçır milyonlar için sonra ben şey buldum böyle.

Bazı türk filmlerinde youtube üzerinde hani videolar var inanammayıp izlemiş de buradan da yani serbest çağrışım olarak. Güzel bir çağrışım buraya kaçık bir hikaye tabi orada biz gülerek anlatıyoruz ama ayıların zincirlenmesi ve çok da evet olmayan durumda. Sonradan zaten çok tepki çeken bir evet nasıl diyeyim. Gelenek olmuştu ve tarihi içerisinde yok oldu ve dediğin gibi hani sırtlerde bile artık. Sikler de azaldı hayvanat bahçeleri de gördüğün gibi doğru

aslında bir tarafıyla da azaldı. Böyle saygın dediğimiz hani böyle turistik olanlar tabii ki var. Ama mesela geçen ben amsterdam'da çok büyük bir hayat bahçesine gittim. Ayı yoktu mesela. Evet ve genel olarak da hayvanat bahçelerini şöyle bir iyice bölümü burada şey yapılmış. Başka bir yere aldık. Evet, hayvanat bahçelerinde de genelde şöyle bir shift oldu, son yıllarda resmi hayvanat bahçelerine dönüştü. Yani nor. Normalde doğada artık kendi başına olamayacak. Ne bileyim ayağa kırık bir

baykuştur bir şeydir. Onları besleyip rehabilitasyona sokuyorlar. O sırada da seyirci kabul, yani izleyici veya misafir kabul ediyorlar. Dönüştürebilmek için orayı döndürebilmek için bunlar daha çok kabul görmeye başladı. Çünkü o turistik olarak hani direkt hayvanı alalım, kafes atalım, senin de paran alalım muhabbeti, burada da tıp geçelim başladığı için ABD de ben bir kaç tanesine gittim. Öyle r sq olan. Yani kurtarma odaklı veya iyileştirme odaklı hayvanat

bahçelerini bir kayma var. Burada da o yüzden katılıyorum. Söylediğine kesinlikle öyle bir durum var. Genel anlamda biz galiba insanlık olarak bu bilinçlenmeyi çok emekliye, emekliye 10 yıllar aşırı hallediyoruz. Yani o ayının orada dans ettirilmemesi gerektiği 40 derece sıcakta OO anda idrak edemiyoruz. Insanlık olarak bir 30 yıl 47 50 yıl geçince anlıyoruz belki de yüzyıl geçince bilmiyorum. Ne kadar eski yıl gelenekte. Her anlamda öyleyiz yani bu anlamda.

Yani gelenek deyip belki de bazı şeyler hep göz ardı ediliyor, bilemeyiz. Tabi gelenek mazeretini saklanan çok insan var. Her yerde sadece bizim ülkemizde değil ve aslında insanlık olarak bilinçleşmekten bahsederken veya ilerlemekten öyle de bağlayabiliriz. Bu konuyu çok dağıttığımız bölüme. Çünkü yine insanlık olarak çok da ders almadığımız, birbirimizden öğrenmediğimiz bir süreçten geçiyoruz. Bugün aslında konuş. Bu konu ilginç bir konu.

Yani şu anlamda ilginç ne ortaya çıkması ilginç bölümün. Çünkü senin bana paylaştığın bir görsel üzerinden bu fikir oluştu ve o görseli de senin bana paylaştığın günün sabahında da ben New York timesın bana yolladığı news let e mail de de görmüştüm. Orada da dikkatimi çekmişti. Bir de sen bana yazınca direkt atladım üzerine kesinlikle yapalım dedim. Çünkü benim bir ilgim zaten çekmişti yine böyle seninle aramızda paralel ilgi alanları olduğu için çok şaşırmadım. Aynı anda birbirimize

paslaşmamızı. Neyden bahsediyorum bu New York timesın age of mgrasyon diye bir grafiği vardı. Öyle bir giriş yapayım oradan sonra zaten her yerden girip çıkarız. Burada 1.900 doksanlarla 2.000 arasında bir ülkede yabancı ulusuna olan insanların doğum oranlarının farkını paylaşmıştı. Biraz uzun bir cümle oldu ama örnek vereyim, basitleştirmek için mesela 1.900 doksanda isveçte. Isveçli olmayıp da ailesi orada doğanların oranı yüzde dokuzken, 2.000 yirmide %20 olmuş.

Yani bu zıplamayla ilgili güzel bir grafik vardır. Times'da bizim konumuzda oradan ortaya çıktı. Sevgili cihanım ve dinleyen ama ben bir daldım. Cihan bu konuya bugünkü bölümün kısa olabileceğinin sözünü kesinlikle veremem. Çünkü nerelere daldım, nerelerden çıktım çok acayip bir yere gitti sadece türkiye'de ne bileyim suriye'de veya. Avrupa'da olan bir göçmen ve sığınmacı değil, bütün dünyanın göçmen ve sığınmacı problemine daldım veya dalmışken kendimi buldum.

Çok acayip bir konu yani. Yani hani hikayesini bitmeyeceği bir konu başlığı esasında bu göçmen göçmenlik ama göçmenliğin daha da gözler önüne serilmesinin sebebi, göçmen nüfusunun dünya üzerinde artması ve bu senin dediğin gibi sadece hani türkiye'nin ya da başka bir ülkenin değil aslında global bir sorun burada şey vardır ya hep herkes kendini derdini. Bir tarafıyla da öyle. Her ülkede şu anda bir göçmenlik karşıtlığı peydahlanıyor. Yani yükselişe geçiyor.

Biliyorsun. Evet bunun sayılarına da değinmemiz gerekiyor. Yani dünyada ne kadar göçmen var? Yaklaşık olarak yani göçmen derken de şundan bahsediyoruz. Tabi ki hani doğduğu ülkenin dışında başka bir ülkeye göç eden insan bu tabii ki çeşitli sebeplerle olabilir. Ne ile olabilir, çatışma, şiddetli olabilir, iş aile eğitim olabilir, doğal afet olabilir. Bir sürü bunun alt başlığı var gen. De tabii ki gündemde olan şey de

bu savaş ne bileyim. Göç ettirilme zorunda bırakılan insanlar bu zulme edilen insanlar daha gündeme geliyor. Hani göçmenlik dediğin zaman kelime anlamını insanlar bunu düşünüyor ama tabii ki diğer taraftan eğitim ne bileyim nitelikli göç şeklinde de giden insanlar da aslında göçmen şimdi geriye sarıyorum. Azıcık yaklaşık 300.000.000 göçmen olduğu biliniyor dünyada. Bunların aşağı yukarı yüzde işte 40 sekizi, 40 yedisi kadın, %50 üçü de erkek gibi

oranlayabiliriz. Peki bu göçmenler ne tarafta ağırlıklı olarak var diye bir kafa yorarsak çok da sürpriz değil aslında yaklaşık %30 bire yakını avrupa'da yüzde otuza yakını asya'da yüzde %20, 21 kadarı kuzey amerika'da bu Amerika Birleşik Devletleri Kanada ekseninde, geri kalanlar da alt başlıklar halinde ilerliyor. Daha sonra bunun bir de finansal boy. Var oraya da özellikle değinmek istiyorum ama bu noktada topu

sana yuvarlıyorum sametciğim. Evet, çünkü ben buna arttı olarak birkaç rakam daha paylaşmak istiyorum. Başında bölümün örneğin son 75 yıldaki en büyük göç dalgası avrupa'ya şu anda gerçekleşiyor. Yani gözle görülür artış orada tartışmasız. Onun dışında amerika'da 1.970 beşten beri 4.000.000 üzerinde göçmen ve sığınmacı geldiği, bu arada göçmenle sığınmacının ayrışımı çok kısa yapmak istiyorum. Dinleyiciye şimdi göçmen benim

gibi. Veya çoğumuz gibi işte daha iyi hayat için bir ülkeden başka bir ülkeye göç eden insan da olabilir. Eğitim olabilir, iş olabilir, legal olabilir, illegal olabilir. Yani bir sürü çok geniş bir şey göçmen ama sığınmacıyı Avrupa Birliği şöyle kısıtlamış, kendi tanımında iç savaş veya belde sebeplerden dolayı persque yani yargılanma veya işte tutuklanma gibi tehlikeleri olan işte inancından dolayı.

Kişisel görüşlerinden dolayı politik ya da politikadan dolayı ne bileyim işte cinsel tercihlerden dolayı falan onlara daha çok sığınmacı diyor Avrupa Birliği. Ama biz bu bölümde şöyle anlaşalım, en baştan biz bu ayrışmaları yapmadan bir yerden bir yere gitmeye çalışan herkes. Konuşuyoruz ve böyle konuştuğumuz zamanda da amerika'da 2.022 yılında tek başına 26.000 kişiden fazla insan gelmiş, bu %23 oranında 2.020 birden daha büyük bir artışmış ve genel olarak da nevada eyaletinin toplam

popülasyonu kadar da göçmeni almışlar. 1.970 beşten beri amerika'ya bu da işte 4.000.000 civarında insan demek oluyor. Senin dediğin gibi, dünyanın neredeyse dörtte bir her 4 göçmeninden sığınmacısından birisi bu taraflarda bunun da derinlerine ineceğiz. Birazdan neden olduğuna dair, yani bu sadece türkiye'de ve etrafında olan bir kriz ve avrupa'da değil, bu tarafta da çok büyük etkisi olan bir kriz. Bu numaraları ve rakamları paylaşmak istedim.

Bir de bölüme böyle iyice derinlere dalarken 2 tane içimizden bizden yani hekabeu'dan öneriyle bağlayacağım. Bu kısmı bu. Latin ülkelerinden yani güney amerika'dan Amerika benim bulunduğum Amerika Birleşik devletleri'ne gelmeye çalışanlarla ilgili nedenlerden birine dalmak isterseniz 244. Bölümde MS 13 çetesi bölümü var. Orada seninle biraz konuşmuştuk.

Bu arada göçmenlikle ilgili ben ne tür tehlikelerden geçtiklerini buraya gelmeye çalışırken diğeri de seninle yaptığımız 162. Bölümdeki dünyanın en korunaklı sınırı bölümü vardı. Orada da sınırdaki korumadan ve duvardan işte güvenliklerden. Insanların ne gibi şeylere maruz kaldığından bu kamplarda gibi şeylerden konuşmuştuk. Çok ilginç ki konu bu 2 konuyu da buraya ön öneri olarak yine

bırakayım ve sana sözü vereyim. Bölümlerde ucundan değinmiştik dediğin gibi ama hani bölüm odaklı olarak göçmenliğe ilk defa bileklerimizi sıvadık. Burada hani son dönemde iyice aslında ayka çıkan bir durum var. Hani dönem dönem haberlerde hep görürüz.

Ya ege denizi'nde batan botlar yunanistan'a geçmeye çalışan göçmen göçmenler diyelim ya da işte amerika'ya güney taraftan Meksika tarafından yürüyerek gidip sınırı bir şekilde geçmeye çalışan ve son dönemde de çok hani furya şeklinde ilerliyor. Ya hatta trumpın ördüğü duvarların üstünden tırmanarak atlamaya falan çalışan insanların videolarını falan

gördüm ben insan. Lar bir tarafıyla göçmenliğin daha da popüler olduğu bir tarafa evriliyor ama temelde bu işin bir de finansal tarafı var ve ben rakamları gördüğüm zaman biraz da şaşırmadım değil. Neyden bahsediyorum? Göçmenlerin kendi ülkelerine gönderdiği 2.020 temelli toplam tutar 702 milyar dolar bir Samet. Olmaz. Ülkelerinde kazanıp da ailelerine geri yolladıkları. Evet. Birikimlerden mi bahsediyorsunuz?

Öyle düşünebilirsin. Mesela göçmenler nereden nereye bu paraları aktarıyor diye de söylersek, mesela bunu tepe noktası Amerika Birleşik Devletleri 68 milyar dolar, Birleşik Arap Emirlikleri yaklaşık 44 milyar dolar, Suudi Arabistan yaklaşık 35 milyar dolar isviçre'de yaklaşık 28 milyar dolar bir para çıkışı olmuş bu. Insanlar paraların nereye yollamışlar?

Hindistan'a yaklaşık 84 milyar dolar çin'e yaklaşık 60 milyar dolar meksika'ya, yaklaşık 43 milyar dolar filipinlere yaklaşık 35 milyar dolar, mısır'a da yaklaşık 30 milyar dolar bir para girişi olmuş bir tarafıyla bu göçmenlik kavramı. Hani insanlar gittikleri yani doğmadıkları ve göç ettikleri ülkeye göçmen statüsündeki göçmen statüsünde bulundukları ülkede. Genelde o ülkenin insanlarının yapmak istemediği işleri yapıp hani oradaki iş gücünü işleriyle

tolere ediyorlar biliyorsun. Hatta ülkelerde diyor ki biz bu insanları geri yollarsak sistemimiz çöker sanki daha önce insanlar varmış da o sistem orada yokmuş gibi. Bu geçenlerde avrupa'dan, avrupa'da da birisi Avrupa birliği'nde söylemişti. Almanya'daki bütün göçmenlere yollarsak avrupa'nın bütün fabrikaları çöker diye. Yani o alt al şey olarak Metin olarak ekleyeyim dedim sana onu ama. Ya bir tarafıyla da doğru.

Neden doğru çünkü. Asistan zaman içerisinde 10'a çıkart evrilmiş ya bu şey olabilir. O ülkenin insanları bu işleri yapmak istememiş olabilir. Ya o tarafa ayrılan bütçelerin bu kadar ya bir iş şey gibi. Hani adam saat ücretlerinden bahsediyorum. Bu kadar yüksek olmamasını sağlamak olabilir ya bir şey kedi de hani üçüncü dünya ülkeleri diyebileceğimiz ülkelerin insanları büyük bir iş gücü bu. Buna hizmet sektörü diyebilirsin buna başka yani sanayi tarafında. O sektörlerde

konumlandırabilirsin. Tamamen geniş bir yelpaze var. Bildiğimiz üzere ama temelde baktığımda yani 702 milyar dolarlık bir pasta belli ülkelere dağılıyorsa demek ki bu belli ülkelerde bir tarafıyla da halinden memnun mudur Samet. E herhalde memnundur bilmiyorum. Sonuçta değişmesi için bir şey yapılmıyor. Ayrıca başka yapılan anlaşmalar da var. Direkt ülkelerin birbirinin birbiriyle yaptığı, onlara da geleceğim ama ben biraz devos.

Bakın, şeytan avukatlığını yapacağım burada bence sistem buna evrilmedi veya bu olay popülerleşmedi bence profit yani daha çok kâr için şirketlerin işine gelen bu insanların bununla çalışmak istememesi değil. Benim cahil okumamış, muhtaç adına ne koyarsan kişiye vereceğim. Saatlik 12 $ burada daha işin farkında olan verdiği yemeğin karşılığında belki bunun 15, 16, 20 dola olması gerektiğini bilen insana göre daha elverişli do.

Yla herkes burada gözünü yumuyor ve bu konuda maalesef bu insanlardan alabildiği bütün insan yani güç bütün gücü alıyor ve karşında da verebiliyor en azını veriyor. Her şey kâr için burada ben birazcık hem ülke hem şirket bazında bunun birazcık birazcık iyi bilerek bayağı sism edildiğini düşünüyorum. Şöyle bir şey var, bir tane köşe hazırladım dinleyen için ve senin için köşenin adı da tanıdık geldi mi köşesi birazcık. Hikaye anlatıcılığı gibi olacak ve eminim hem senin hem de

dinleyenin dikkatini çekecektir. Şimdi tunus'un bir Başbakanı var kayis saet diye ve Avrupa Birliği ile bir anlaşma yapıyor ve bu anlaşma gereği bütün afrika'dan tunus'sa kadar yürüyerek senin dediğin gibi zor çöllerden geçip bazıları da yakınlarını kaybedip tunus'sa kadar dayanan insanları bir bota atlayıp da italya'ya gitmesinler diye yakalayıp yakalayıp geri götürüyor ve bazen de kendi o sınırdan alıp tam zıt sınıra. Ve libya'ya o taraflara bırakıyor.

Susuz yemeksiz hiçbir şeysiz yine yürüyüp ta öbür tarafına sınırın gitsinler diye onları vazgeçirmek için bu tanıdık geldi mi? Köşemizin birinci hikayesiydi. Şimdi niye böyle diyorum? Tunus Başbakanı baya yüklü miktarda milyon 10 milyonlarca dolarlık bir anlaşma yaptı. Avrupa birliği'yle bunu yerine getirmesi için ve tunus'un polisi de bunu canı gönülden uyguluyor. Neyi var, neyi yoksa ardından koymadan bu sığınmacıların bulunduğu kampları bazen yakmaya kadar işi götürebiliyorlar.

Bunun da görüntüleri mevcut. Bu arada dolayısıyla bu konuda hem ülkeler hem de şirketler her türlü işin içine giriyorlar çünkü. Avrupa Birliği de bildiğimiz kadar masum bir birlik değil zaten sen de bunu hep konuşuyoruz. Orada da 12 yüzlülük söz konusu. Yani Avrupa hem ben göçmensiz yapamam diyor hem de kendi yasalarına aykırı işte Yunan sahillerine varan botları ya deviriyor ya geri itiyor türk sularına. Bunların hepsi satsının Avrupa trendi.

Evet, Avrupa birliği'nin kendi anayasasının insanın hakları. Kurallarına aykırı hareketler bunlar bunları yapıyor. Yani bu tanıdık geldi mi? Köşesinde bir tane daha hikaye anlatayım. Arnavutluğun da bir Başbakanı var. Kendisi de böyle bir sanatçı mı, heykeltıraş mı? Bir şey garip garip sanatla

uğraşan bir arkadaş. Italya'da maalesef kendi ülkesine varan sığınmacılardan artık o kadar bıkmış ki maalesef arnavutluk'la bir anlaşma yapıyor ve diyor ki, ben senin sırrını hemen ardındaki küçük bir köye böyle büyük devasa bir sığınmacı kabul merkezi kursam o merkezin hatta köyünde de gıyader köyü o küçük köyün bütün merkezini ben yürütsem italyan işçiler oraya koysam, her şeyini ben yapsam burayı bir fast trak yapsak yani böyle hızlı işlem merkezi yap.

Nasıl olur diyor. Arnavutluğun başkanı da milyonları görünce yani fena olmaz diyor ve bu anlaşmaya varıyorlar. Bu da tanıdık geldi mi? Hikayemizin ikinci bölümüydü. Yine bir Başbakan, yine bir anlaşma ve yine sığınmacıların hiçbir yerin ortasındaki garip bir Arnavutluk köyü ne gitmesi. Burada bahsettiğim rakam sevgili can, 36.000 kişilik bir merkez kurmayı düşünüyorlar. Köyün nüfusu 6.000 bu arada ve. Toprağı herhalde.

Evet ve köy sakinleri o kadar tatlı ki yani bizim hatta ben hiç gitmedim ama görüntünün gördüğüm senin aslında aslen aşina olduğun böyle Karadeniz taraflarındaki küçük tatlı köylülerin tatlı teyzeleri gibi insanların oturduğu bir köy. Tabi başlarına geleceklerden habersizler. Çünkü bu yeni yapılan kaydı yaptığımız yılda 2.020 dörtte yeni yapılan bir anlaşma ve bu merkez inşaat halinde onaylandığı için bunlar böyle sarkastik bir dille araya

sıkıştır. Istedim hikayeler de çünkü dinleyeni şunu göstermeye çalıştım, bu sadece bir yerde bir üçüncü dünya ülkesine veya avrupa'da olmayan ülkeye yapılan bir şey değil. Bu komple bir politika edinilmiş. Burada biz bununla başı edemeyiz. Biz bunu başka taraflara kakalamanın en verimli yolunu bulalım ve 4 koldan her yere bu insanları deyim yerindeyse itelim stratejisi var Avrupa birliği'nde bunu da gizlemiyorlar. Yani bunun röportajları, yayınlamaları, toplantıları.

Pense anlarsın? Zaten yakın zamanda yapılan Avrupa Birliği içindeki ülkelerin belli başlı ülkelerin seçimlerinde de işte göçmen kısmı, yani göçmenlik olgusu ana temalardan biriydi ki hani sağ akımın yükselişte olmasının belki de sebeplerinden biri bu senin verdiğin tanıdık geldi mi? Köşesi örneklerine bir ilave yapayım. Hani konu konuyu açıyor gibi olacak ama mesela ingiltere'nin

son dönemdeki. Göçmenleri yasa dışı olarak nitelendirdikleri göçmenleri alakasız bir yer olan rondo'ya gönderme, yasa teklifleri ve süreçleri hani hepsi birbirine benziyor. Herkes insanları bir yerden bir yere olabildiğince uzağa ellerinden gelse, dünyanın ötesine başka bir gezegene gönderecekler. Öyle bir bakış açısı var burada belki de en önemli nokta bu kişilerin göçmen statüsünde olsalar bile, yani o ülkede

doğmamış başka ülk. Gelmiş insanlar olsalar bile işte cümlenin içinde geçtiği ki bir insan var ve bu şekilde değerlendirmek gerekiyor. Yani nüfusun artmasının bir ülkede ya da azalmasının vesaire ya da ne bileyim suç oranının artmasının ya da başka şeylerin direkt göçmenlerle bağlantılı olmayacağı bu bağlantılı olacaksa da zaten senin biraz önce bahsetmiş olduğun küçücük Arnavut kasabasında ya da köyünde diyelim. O tarz bir yerde olabilmesi

gerekiyor. Yani nüfusun çok az 6.000 kişi yaşarken 40.000 kişinin oraya bir şekilde yerleşmesi ile olabilir. Ama ve Avrupa birliğinde değil, Arnavutluk onu da söylemiyorum. Aslında. Evet, 2.010 dörtte görüşmeler başlamış, tanıdık geldi milliye tekrar sonra istiyorum. Avrupa birliği'ne belki sizi alırız demişler. Yani sen bu sığınmacıları italya'ya kadar gitmeyi, başlangıç, sığınmacı Avrupa birliği'nde olmayan bir ülkenin içindeki bir merkeze tıkmış oluyorsun. Çok akıllıca yani.

Amaç zaten o çit. Çekip bir şekilde dışarıda bırakmak ki italya bu yöntemi bulmuş ya bahsedilen paralar da tabii ki hani şimdi o ülkeleri ikna etmek için de altın tepsi içerisinde yüklü miktarlarda ödemeler yapıyorlar ki uzun vadede baktığında o ülke için aslında bir dezavantaj ama başındaki insanlar milyar dolarları görünce bir şekilde kendi koltuklarını daha da sağlama alacaklarını düşünüyorlar. Bu da işin diğer tarafı. Şimdi mülteci kısmına çok girmeyeceğiz dedin ama ufak bir.

Bilgi vermek istiyorum ki hani? Insüliniriz hepsi bir dedim. Yani ülkesinden ayrılıp yer değiştiren herkes bizim için bir bu bölüm altına demek istiyorum. Göçmen mülteci, sığınmacı hepsine girebilirsin. Yani şimdi mülteci dediğimiz kavram biraz da aslında kritik. Çünkü yeniden yurdundan edilmiş insanlar bu istemsiz olarak hani o kişinin aslında içinde bulunduğu ortam bunu sağlıyor. Dünya genelinde yaklaşık olarak 30.000.000 mülteci bulunuyormuş. Yani şeyi düş.

Dünya nüfusunu düşününce aslında ya çok da değil diye böyle kafada canlanabilir ama 30.000.000 olmayan o kadar çok ülke var ki dünyada o tarafıyla değerlendirmek gerekiyor. Bence de bu rakamın yani yaklaşık 30.000.000 mültecinin yaklaşık yüzde kırkı 18 yaş 6 esasında benim dikkat çekmek istediğim oran bu ve diğer dikkat çekmek istediğim nokta ise bu 30 milyonun yüzde seksenini sadece 10 ülke oluşturuyormuş. Gel gör ki sadece 10 ülke

samimciğim. Hızlıca bu ülkeleri sayacağım ve durumun vahamiyeti daha da gözler önüne serilsin. Lütfen istiyorum. Suriye bildiğimiz gibi Afganistan, güney sudan, Myanmar, Kongo demokratik Cumhuriyeti, Somali, sudan, orta Afrika Cumhuriyeti, eritre ve burundi, baktığın gibi Orta Doğu tarafı ve Afrika tarafı bu kısmı yani en karışık coğrafyalar günümüzde ve geçmişten günümüze diyebiliriz. Bu rakamı maksimum da tutuyor. Bu 10. Ülke ya bu çok kaçık.

Ben dediğim gibi araştırırken bir yerden girdim. Bir yerden çıktım önümdeki hatta notlar o kadar bütün dünyayı saran notlar oldu ki hani tek bir şeyden konuşamadığım bölümlerden biri bu. Mesela yine örnek vereceğim benim hatta sana da geldi mi serisine de bağlayabilirsin. Yine haberlerde mesela bizim hep gördüğümüz Yunan botları, sığınmacıları, türk sularını geri itiyor haberleri var ya ben onları hep hatta bizim dinleyen de belki hep Yunan sahil polisi

falan yapıyor sanıyordum. Bunda değerin bir araştırmaya girdiğimde Avrupa birliği'nin. Bir birimi var. Birimin adı da frontex frontex diye bir birim kurmuşlar. Bütün avrupa'nın sınırlarını koruma ve sınırları nasıl diyeyim sana daha olağan bir duruma getirme misyonu ile yüklü bir kurum ve bütün bu haberlerde gördüğümüz botlara insanlık dışı hamleleri yapanlar aslında frontexmiş ve frontex'in de

sonra başkanını değiştiriyorlar. Sanırım geçen sene ve onunla yapılan röportajda da diyor ki soruyu soran kadın bu. Hatta elinde tablet var gösteriyor ve diyor ki bunun gibi şeyler artık duracak mı? Adımın cevabı da şey yani duracak diyemem. Çünkü ben orada değilim ama tabi bu ve çok profesyonel olmayan bir görüntü. Böyle şeylere işte 100 vermemiz gerekiyor. Falan filan yuvarlak cevaplar veriyor. Neyse sonra kadın diyor ki peki sizin önceliğiniz ne diyor?

O da diyor ki önceliğimiz sınırlar sonra eğer hayatını kaybetmek zorunda onu kurtarmak diyor. Bu önceliği değiştiremeyiz diyor. Dolayısıyla böyle birazcık derinlere inince farklı birimler, farklı insanlar karşına çıkıyor. Şimdi tunus'la anlaşma yaptı demiştim. Sana italya ben tunus'a bakarken bir isim önüme çıktı ve bu isim beni türkiye'ye getirdi. Yani çok saçma yerlerden geçiyoruz. Şimdi ismin adı cerrah, kınause avusturyalı bir arkadaş ne alaka diyeceksin.

Bu bölümde tunus'la italya'nın anlaşmasını anlattıkları bir röportajda bu adamı nasıl tanıştırıyorlar biliyor musun izleyenle? Türkiye ile Avrupa birliği'nin göçmenlere dair yaptığı anlaşmanın mimarı ve fikir babası diye tanıştırıyorlar. Ben de dedim ki ne ahlak ya hatta röportajı yaparken boğaz köprüsünü orada bir yerde yapıyordu röportajı yani türkiye'deydi. Adam röportajda ama Tunus italya antlaşmasını konuşuyordu.

Ben de dedim ki bu adama biraz bakayım ve şunu fark ettim, bizim gözümüzün hep başbakanlar işte politikacılar. Avrupa Birliği şu bu falan var ama aslında bu büyük resim dedikleri dalga geçtikleri şeyin arkasında. Çok ismini bilmediğimiz ve kendi kendine bazı kararlara kararlar verirken danışılan insanlar var. Mesela cerrah knowow'a baktım.

Kendisinin sıfatı göçmen analistiymiş, onun da burada sıfatına bipliyorum ve. Kendi kurduğu kurumun adı da ki başkanı zaten kurduğu için yürepien steability inisiyatif yani avrupa'yı stabilize etme bu olaylardan arındırma kurumunu kurmuş ve başkanı olmuş ve sonra da biyosuna gittim. Avrupa birliği'nin sitesine gittim ve biyosuna baktım. Adamın ve adamın biyosunda yine Türkiye var.

Çok ilginç bir isim. Bence türkiye'nin ve bizlerin türkiye'de yaşayanların benim ailemin senin falan hiç farkında olmadığı ama çok kritik bir isim. Böyle kazıdıkça kar. Çıkan insanlardan biri hemen

ingilizce okuyayım. Türkiye'nin geçtiği kısmı hewer seas'a stratejik development of the institison manager out from distan ofis en koordinate feed reis across south easten Europe and Turkey. Time bu adam sadece türkiye'yle göçmenlik ligi anlaşmaları önce olmamış, aynı zamanda türkiye'de ofis olan, türkiye'de yaşayan türkiye'den bütün görüşmelerini yönlendiren ve türkiye'den fandroiser yapan yani işte para toplayan bütün bu politikaları şekillendiren bir adam.

Ama hiç kimsenin bilmediği bir adam ama ne kadar önemli bir adam yani burada devletler birbiriyle anlaşmalar yaparken böyle insanlardan bu fikirler çıkıp şekillenip işte kuralları şartları falan belirleniyor. Dolayısıyla bu bölümü dinleyenlere bu is. Gidip de daha fazla bakmalarını öneriyorum çünkü açık açık. Avrupa birliği'nin resmi sitesinde bu insanın biyografisine ve yaptığı her

şeye ulaşabiliyorsunuz. Türkiye ile Avrupa birliği'nin yaptığı göçmenlik anlaşmaları dahil ve biraz yan konu oldu. Kusura bakma geri döneyim ana konumuza şimdi ölüm geçitleri var. Mesela yunanlıların ve Türklerin arasındaki o denizde olan olayları hepimiz biliyoruz. Buna benzer aslında başka yerlerde var. Biraz onlardan konuşmak istiyorum. Bu olayın ne kadar içler acısı oldum ve kaçık olduğunu anlatmak için mesela bosna'da da bosna'yla Sırbistan arasında

akan bir nehir var. Adaina Nehri türkiye'den yunanistanı gidebilen ki bu insanlar senin de bildiğin üzere iran'dan suriye'den Afganistan hatta daha uzaklardan başlıyor. Yürüyerek geliyorlar. Türkiye'den yunanistan'a varabilenler oradan da merkezi avrupa'ya, almanya'ya artık hayalin ne ise gidebilmek için devam ettiğinde yolculuğuna bu

nehirden geçmek zorunda. Bu nehir o kadar ölümcül olmuş ki Cihan bu nehir'in et. Ki dağlarda ve nehirde dağcıları kurtarmaya yönelik çalışmış olan eğitilmiş olan ekipler, sürekli nehirin içinde, işte Suriye ile Afganistan artık neredense insanların bedenlerine rastlıyorlar ve artık orada böyle tepelerde mezarlıklar oluşmuş, insanlar bayağı, kardeşlerini, ailelerini, çocuklarını falan kaybediyorlar

bu süreçte. Çünkü nehir tehlikeli bir nehir ve kış aylarında özellikle çok da insanlara sevimli davranmayan bir nehir bu ölüm geçleri arasında dikkatimi çeken başka bir yer oldu. Türkiye'nin ve yunanistanın. Dikkat etmek zorunda kaldığı botlardan sonraki en tehlikeli geçit yerlerden biri gibi. Çünkü dere yüzmeye çalışıyorlar. O Nehri küçük botlarla geçmeye çalışıyorlar, yüzmeye çalışıyorlar. Bir sürü şey yapmaya çalışıyorlar, diğeri de ilginçtir.

Bu tarafa geçiyorum. Hemen brezilya'dan arjantin'den ekvatordan, kolombiya'dan seninle konuştuğumuz honduraslan falan yürümeye başlayıp da meksika'ya kadar ulaşıp sonra amerika'ya girmeye çalışan insanlar için de bir ölüm geçidi var. Orada da çok fazla insan maalesef. Hayatını kaybediyor. Yani bunları niye anlatıyorum, insanların neleri göze aldığını göstermek için anlatıyorum. Orada da bir tane bir kesim var. O kesimde hiçbir şekilde yani kesimden kastım ormanlık alan,

tropik orman gibi bir yer var. Adı da davriyeng hiçbir şekilde araba yol hayata dair yani insanlarla ilgili medeniyete dair hayata dair hiçbir işaretin olmadığı büyük bir kısım var. Kolombiya sınırın arasında bir yer, yani ölüm ormanı gibi bir şey olmuş. Orası oradan 100 km civarında bir uzunlukta oradan geçerken de insanlar işte zehirli hayvanlara, hastalıklara, aşırı nem aşırı sıcaktan bir sürü şeyden maalesef yolculukların devam ederken hayatlarını

kaybedebiliyorlar. Bunlar insanların göze aldığı en ölümcül geçitlerden bazıları. Dünya genelinde karşıma çıkan. Son olarak da şeye değinmek istiyorum. Bu göçmenlik üzerinden yürütülen ne bileyim politikalar ya da göçmenlik karşıtlığı söylemlerinin aslında Avrupa tarafında şöyle, 12 yüzlülüğü daha var. Göçmen olarak bir şekilde ya da mülteci olarak ne diyorsunuz? Artık 10'a çıkart o ülkeye gitmiş olan annesi babası sonrasında o ülkede doğup o ülkenin ne bileyim.

Milli sporcusu mertebesine erişen bu hem futbol olabilir, basketbol olabilir, olimpik sporcu olabilir. Bir şekilde o ülkeyi temsil eden insanlara da haksızlık edildiğini düşünüyorum ki bunlardan yakın zamandaki en temel örneklerden birisi ispanya'nın Avrupa şampiyonu olması ve bu şampiyonluk serüveni içerisinde. Gencecik göçmen çocuklarının başarılarıyla bu noktaya gelmeleri ve diyebiliriz. Ya o zaten uzun süredir

tartışılagelen bir konu. Çünkü biliyorsun almanya'da da hep hangi türk alman milli takımı hangi türk, türk milli takımını seçecek diye oldum. Bir savaş vardır işte burada doğdun bizi kullandın. Türk milleti içtin veya işte burada doğdum. Ama annem babam türk milli takımını seçece falan böyle böyle muhabbetler ama senin dediğine şöyle bir örnek vereyim mesela danimarka'da bu yeni bir olay. Biz kayda alırken danimarka'da bir kindr garden yani türkçesi ne oluyordu?

Ana sınıfı. Evet ana sınıfında domuz eti varmış menülerden birinde, öğle yemeklerinde Müslüman ailelerin şikayeti üzerine de menüde bu. Seçenek olarak çıkarılmış çocuklar yanlış kullanırsın diye falan herhalde bu inançlarından dolayı insanlar tepki göstermiş, sonra danimarkanın kültüründe önemli bir yer edinen bu yemek danimarkaların dikkatini çektiği için protesto haline dönüşüyor. Bizim çocuklar niye bunu yiyemiyor biz yani yüzyıllarda bunu yiyoruz.

Tarihimizden beri deyip bu sefer onlar protesto yapıyor. Yemek mutfağı geri getiriliyor. Öyle iç çatışmalar var, hatta kaçık aklıma gelen başka bir şey söyleyeyim, sana tam bölüme girerken aklıma böyle dank diye geldi. Japonya'da da mesela japonlar protesto ediyordu. Kürt asıllı insanlar orada iş içinden çıkarıp işte farklı yürürlüğe aykırı inşaatlar yapmışlar. Binaların görüntüsünü değiştirmişler falan diye bildiğin sokakta japonlar da protesto ediyordu.

Yani niye getirmeye çalışıyorum? Lafı burada bir ahenk'in bozulma durumu var. O kadar çok shifting oluyor ki. Tabii ki de yani burada şöyle bir durum var, artık ilk başlarda bir sabırlı olalım herkese yer var. Burada herkesi kabul edelim mantığı avrupa'da ve bir çok kültürde, dünyada bir yerini, yerini şeye bıraktı. Yani daha fazlasına kapasitemiz yok.

Başka kimse gelmesin. Benim yerime mantığımda bıraktı ve bütün avrupa'daki sağa ağırlıklı seçimlerin veya işte politikacıların daha başarılı olmasının sebebi de aslında. Bu söylemleri yapıp bu. Görüşten aşamalarımızı evet. Evet tabii tabii ki de bir de son bir şey daha söyleyeyim. Klimad refüj diye de güzel bir güzel değil de anlamlı bir sıfat da veriliyor insanlara. Çünkü bazı insanlar böyle savaştan, ekonomiden ya da yargılanmaktan falan

kaçmıyorlar. Bildiğin global forming dediğimiz sen ne zaman zaman bölümleri konu ettiğimiz küresel ısınmadan dolayı bildiğin evine artık o kadar çok sel basıp götürmüş ki adam orada duramıyor, nereye gideceğini? Ve başka bir yere göç ediyor. Bu da aslının başlı başına bence. Sen de yapmamız gereken bölümlerden biri olabilir. Cimrut refüj diye bu olay bakalım kendini nereye götürecek?

Bir de taze olduğu için şöyle bir örnek de vermek istiyorum, sana bu avrupalıların biraz göçmenlikle ilgili tepkilerine yine san futboldan bahsettiğin için şimdi tony cross diye bilmeyenler için bir tane futbolcu var alman ama ispanya'da futbol hayatının sonlandırdığı veya madrid'de geçenlerde bir röportajı vardı seni şimdi ne bekliyor, nerede yaşaya? Ne yapacaksın işte teknik direktörüm olacaksın falan filan diye konuşurken adamın cevabı

gündem oldu. Medyada şöyle bir şey söyledi, ben almanya'da kalmayı kesinlikle düşünmüyorum. Çünkü ben genç yaşta olan kızımın gece geç saatte güvenli bir şekilde dışarıya çıkabilmesini hala istiyorum ve buraya gelen göçlerden dolayı da bunun mümkün olduğunu düşünmediğim için ispanya'da yaşamaya devam edeceğiz diye kendi hükümetine mesaj yolladığı bir röportaj vardı. Bayağı tepki aldı hem bu taraftan hem o taraftan diyeyim. Orada da tabii Türklere değil de.

Daha böyle yeni akım göçmenliğe biraz. Muhtemelen. Tepkisi tepkisi vardı kendisi. Entegre yani onların kültürüne entegre olmayan. Evet ya benim liste yaparken karşıma çıkan bir sürü neden vardı öyle o nedenleri birazcık sayıp bölümü kapatabiliriz. Bu kısmını mesela arap baharı olduğu nane yılın olduğu suriye'deki iç sivil savaş oldu. Zaten türkiye'nin en yakından etkilendiği olaylardan biri neo kolonizm diye bir şey oldu.

Afrika'yı ar. Şirketlerin ülkelerden ziyade şirketlerin sömürmesi ve ele geçirmesi. Yani bu da sende bazı bölümlerde konuştuğumuz bir konu. Oradan gelen akımın sebebi de aslında o bir de avrupa'yı ve amerika'yı biraz kendi götünden ısıran kolonileşme ve sömürge zamanında oraları fakir bırakma ve gelişmemiş bırakmanın birazcık sonucunu yaşıyorlar. Yıllar sonra diye düşünüyorum. Öyle bir şey de oldu. Bir de yolsuzluk tabi yani çoğu ülkede belki gelişme fırsatı varken kendi içindeki.

Tuzlu onarlığımdan dolayı fakir kalması vatandaşlarının da başka yerlere göç için ciddi planlamasına sebep oluyor. Bunlar benim ana böyle bir çırpıda yazdığım sebeplerden birkaçıydı. Bu da şey gibi değil mi? Söyled, avrupa'nın aslında ya Avrupa demeyelim de gelişmiş toplumların attığı bu meraklıların dönüp dolaşıp inanlara vurması. Kesinlikle. Kesinlikle bu hafta ne öneriyoruz kısmıyla bir ceza sen dinleyen karşısındayız. Her zaman olduğu gibi bazı

önerilerimiz var ve adettendir. Sevgili Samet karşımızda. Evet öneriyoruz kısmına aslında girmeden bölüm içinde bir kaç şey önermiş olduk. Hem kendi podcastimizden hem de başka konularda ama bölümle paralel ve çok hoşuma giden 15 dakika. Bir boks videosu önereceğim bence izlediğin zaman senin de ağzın açık kalacağı ve benim de aslında burada yaşama rağmen hiç bilmediğim tarihi bir olayı anlatıyor. Adı da videonun da dark history

of ghezzalinef attı boarder. Sınırda insanlara yaptırdıkları gasolin duşlarıyla ilgili bir hikaye içler acısı. Tabii ki de insanlık adına çok üzücü bir video ama hiçbirimizin de duyduğuna çok emin olmadığın yan konu unutulmuş bir konu diyelim ve çok da lafı uzatmadan 2 tane şarkıyı hekabeyi, dinleyicisini ekleyip bu köşeden sıyrılıp pası sana atayım diyorum. Birincisi adını hiçbir şekilde söyleyemeyeceğim Fransızca bir şarkı ama deneyeyim biraz.

Gülmüş olalım comtin the note ret'te la premidy diye çok çok zor benim için bu sularda yüzmek sevgili canım seni de güldürmüş olduk. Yan thers'in şarkısı bir daha söylemeyeceğim, bir daha katletmeyeceğim. Yani şarkıyı playlist de eklerken nasıl ekleyeceğim düşünüyordum. Aslında gülerken de neyse ya. Aslında bölüm öncesi good translate girip o Google translate ki hanımı söylettirdim. Bu şarkının ismini birazcık şey yapayım diye.

Düşeyim diye yo yani katletmeyeyim diye ama maalesef böyle mikrofon da çıkınca adeta çığlık gibi çıktı. Ben sana linkini atayım. En iyisi onun yüzü böyle şeyler söylemeye çalışmayalım. Diğeri de hangnisov'dan rever site şarkısı. Bu ikisini hackabetindencisine ekledim. Hem youtube hem de israil hem spotify'da bulunan ve merakla sende ne var ne yok birazcık da kulağımıza sana kabartalım. Teşekkür ediyorum sana için ben de 2 tane. Şarkı bir tane dizi var.

Şarkılar hızlıca rekabet dinlemesini ekliyorum. Şarkıları bir tanesi monofon x grubundan fine mayway backhum, diğeri ise the national grubundan black bosso bunlar dediğim gibi hkby u dinlenir sprey listelerimizde olacak. Tesadüfen geçenlerde denk geldiğim bir tane dizi oldu. Bu da sağ olsun youtube bu işte gayet iyi. Youtube dizisi. Youtube dizisi değil ve karşına çıkarma konusunda çok iyi dizi aslında.

Denilen hani bizim digitürk olarak bildiğimiz yeni todd olarak devam eden tarafta yayınlanan bir Türkçe dizi türk dizisi. Galiba kimsenin yayın geldiğini? Ikinci seninle karşına çıkmış olabilir, ikinci sezonunu falan çekmişler. Hatta falan ama ben tabi birinci sezonuna denk geldim. Var bunlar isimli izledim. Dizi şey böyle. Samet değil mi orada? Samet var evet sen varsın. Evet, çok sevdiğim o diziyi izlemiştim. Ben izlememiştim, onu

önereceğim. Ya bu son zamanlarda dizilere şunlara, bunlara Samet koymaları olmuyor hiç ya onu da söyleyeyim buradan. Yani herhalde şeyi gördüler. Bir açık var sistem içerisinde bu isim fazla göz önünde olup yozlaşmadı. Biz buna olabildiğince el atalım. Güzel önerir, ben de tavsiye ediyorum. Sana artı bir veriyorum burada. Teşekkür ediyorum, Samet. Bu arada seni gururlandıracak bir şey aklıma geldi. Dizi demişken ayrıca seni dizi izlemeye vakit bulman da gözlerimi yaşarttı.

Onu da dipnot olarak ekleyeyim. Yani şey ama bu 20 dakika falan ya hani oturup evet onlarca bölüm izleyemiyorum Samet. Şey, evet, ama onlarca bölüm demişken seni onlarca bölüm demişken seni gururlandıracak bir şey söylemek istiyorum sana. Geçen gün oturup binç muhakkak yapılıp ilk dör. Bölümünü izlediğim bir dizi beater colsohu en sonunda daldım dedim. Cihanımı da sevindirecek diye kader olur ve şu an için üzmede devam ediyoruz.

Bakalım bir dahaki binç anımda 14 bölüm daha çakarım herhalde. Yani şey, hani o gömleği giyip yavaş yavaş takım elbisenin diğer elemanlarını giymeye başlayacaksın. O yüzden ilk 4 bölüm ilk sezonu 2 sezon falan ısınma aksiyon tabii tabii aksiyon daha sonrasını mı hiç? Kurguda çekimde hikayede biraz böyle. Yine de breaking bad havası aldığım için devam etmeyi düşünüyorum. Gerçekten kadın oldu bariz. Zaten onlar çektiği için. Bir de bırakmışlar ama onu demek

istedim. Yani tadına oluyorsun ya onun demek istedim. Ya şey de önemli, tabii ki senaryonun ilk gün yani daha doğrusu çekimin ilk günüyle çekimin son gününde senaryonun aslında biliniyor olması yazanlar çizenler kesinlikle bu bu çok önemli. O yüzden parçalar o kadar iyi birleşiyor ki bu tarz yakınlarda ya da işlerde bu da seni izlemeye sevk ediyor diyebiliriz. Evet, zorlama olan her şeyin patladığı bir gerçek zaten. O yüzden katılıyorum.

Bunun da en güzel örneği how ı met your mother diyebiliriz. Evet, güzel öneri hatta lost ben diyeceksin zannettim. Zamanında da lost inanılmaz bozmuş bir bu işi. Inanılmaz tuttu bu iş bunu sürdürmeliyiz dediğin zaman o iş başka yere gidiyor. Evet, hem açılışta hem kapanışta göçmenlikle alakası olmayan güzel geyiklerin döndüğü bir bölüm oldu ve bu sefer de böyle olsun diyelim. Aynen kısa bir hatırlatma. Youtube'da instagram'da, spotify'da, apple portkes'te nerede dinliyorsanız biz.

Yıldızcıklar yorumlar beğeniler ne bileyim abonelikler artık hangisiyse onları verip destek olmanız bizim için büyük anlamı ifade ediyor diyelim ve hackabipodcast.com sitemizden de bütün önerileri, paylaşımları, bölümleri, her şeyi ücretsiz olarak bulabilirsiniz diyelim ve sevgili canı klasik kapanış cümlesiyle de veda edelim. Bu dakikaya kadar hatta baya dakikalar oldu. Bu bölümü özelinde bizimle birlikte olduğun için. Teşekkür ederim.

Sevgili izleyen ve dinleyene bir önceki bir sonraki berik gerekli birçok bölümde tekrar yolumuzun kesişmesi dileğiyle hoşça kalın. Hoşçakalın. Hayat kaçık bir uygudur.

Transcript source: Provided by creator in RSS feed: download file
For the best experience, listen in Metacast app for iOS or Android