Sahabe Dinin Kurucularıdır
Hazret-i Peygamber’in arkadaşları olan Eshab-ı Kiram, İslamiyet’in sonraki nesillere aktarılmasında bütün güçleriyle çalışmış, dünyanın dört bir tarafına bu gâye ile dağılmışlardı

Hazret-i Peygamber’in arkadaşları olan Eshab-ı Kiram, İslamiyet’in sonraki nesillere aktarılmasında bütün güçleriyle çalışmış, dünyanın dört bir tarafına bu gâye ile dağılmışlardı
İslamiyetin tanıdığı din hürriyeti çerçevesinde Osmanlı ülkesinde yaşayan gayrımüslim vatandaşlar, davalarını kendi mahkemelerine götürebilirdi. Bu, şimdi modern dünyanın bile mahrum olduğu bir din ve vicdan hürriyetinin tezahürüdür.
Bir zamandır Osmanlı Devleti’nin başta Şii olduğu; Yavuz Sultan Selim’in halifeliği almasından sonra siyaset icabı koyu bir Sünniliğe büründüğüne dair bazı müfrit politikacıların, hatta tarihçilerin beyanlarına rastlanıyor. “Evvel yoğidi bu rivayet yeni çıktı” sözünün burada yeri geldi.
Kur’an-ı kerîmin orijinal hâliyle bugüne kadar ulaşması, daha önceki mukaddes kitaplardan hiç birisinin sahip olmadığı bir hususiyettir. Bunda Hazret-i Muhammed’in arkadaşları olan büyük insanların mühim rolü olmuştur. Bunun da alâka çekici bir hikâyesi vardır.
Ankara hükümeti, 23 Nisan 1920’den, hiç değilse saltanatın kaldırılmasından beri zaten cumhuriyettir. Ancak 29 Ekim 1923 tarihinin manası daha başkadır.
Tasavvuf, bilhassa Moğol istilasının ardından cemiyette yaşanan çözülmeyi önledi. Moğol istilasının yıktığını, tarikatler toparladı. Bunların çoğu Ahmed Yesevî’nin talebeleri idi.
Bir Alman köylüsünün, cesaretle imparatora söylediği bir söz, idarenin gayrı meşru tasarruflarına karşı adaletin tecellisine dair darbımesel olmuştur.
Öteden beri ‘Osmanlılarda boşanma erkeğin iki dudağı arasında idi. kadının hiç hakkı yoktu’ diyenler çıkar. Hakikat, bundan çok farklıdır.
Sultan II. Abdülhamid, tahta çıktığında iflas etmiş bir maliye buldu. Dış borçları indirtmeye ve fâizlerini kaldırtmaya muvaffak oldu. Böylece devleti mutlak bir uçurumun kenarından aldı.
Mecburi askerlik Sultan II. Mahmud zamanında getirildi. Ancak askerlikten muafiyeti ve tecili gerektiren sebepler de az değildi.
Tarihin en parlak ordularından yeniçeri ocağı, ateşli silahların yayılmasından sonra fonksiyonunu kaybetti. Zamanla da bozuldu. Nice padişahları harcayan ocağı tarihten silmek, Sultan II. Mahmud’a nasip olmuştur.
Aziz Nesin anlatıyor: 1934 yılında soyadı kanunu çıktı. Herkes soyadını kendisi seçtiği için, insanların bütün gizli, aşağılık duyguları ortaya çıktı. Dünyanın en cimrileri "Eliaçık", dünyanın en korkakları "Yürekli", dünyanın en tenbelleri "Çalışkan" gibi soyadları aldılar.
Dünyanın bilinen en eski belediye kanunu Sultan II. Bayezid tarafından çıkarılmıştır. İstanbul’da belediyeciliğin esasını teşkil eder. Osmanlı kadısı, Avrupa şehirlerinde olduğu gibi, adlî işler yanında başka vazifelerle de mükellef tutulmuştur. Kadı, aynı zamanda bulundukları şehrin belediye reisidir. Belediye hizmetlerinin zaten çok inkişaf etmediği bir zamanda, devlet, bu işi ulemadan birisine vererek şehirlerdeki muhtemel çekişmelerin önüne geçmek istemiştir.
İnsanlar arasında huzursuzluk umumiyetle mal yüzünden çıkıyor. Miras yüzünden birbirine düşman olan kardeşler az değildir. Bu nizaları önlemek için tarih boyunca bütün hukuk sistemleri teferruatlı miras taksimleri tanzim etmiştir. Kur’an-ı kerîmde de en açık ve geniş bildirilen husus budur. Buna ferâiz de denir. “Ümmetimden ilk unutulacak ferâizdir” hadîsi meşhurdur.
İhvân-i Müslimîn, Mısır’da krala darbe yapmak üzere sosyalist subaylarla ittifak kurmuştu. Subaylar, iktidara gelince bir İslâm devleti sözü vermişti. İhvan buna kandı. Kral Faruk; “Beni devirenler İhvan-i Müslimîn idi. Subaylar, onların elinde bir maşadan ibaretti” der. Sonrası? Bir felaket…
Dubrovnik dükasının seçimi, dünyada benzeri olmayacak kadar itimatsızlık üzerine kurulmuştur. Düka bir aylığına; diğer yüksek memurlar bir haftalığına seçilir. Kale kumandanı ise her akşam değişir. Senato, önceden haberi olmadan, meselâ sokaktan geçen bir adamı kumandan tayin eder. Gözüne bir mendil bağlanıp, muhafız nezâretinde kaleye getirilir. Hiç kimse o akşam kimin kumandan olacağını bilemez. Bu sayede şehri düşmana teslim etmek üzere tertiplenen komplolar suya düşmeye mahkûmdur.
17.asırda Yahudilerden bir grup, Kurtarıcı Mesih saydıkları Sabatay Sevi’nin arkasına düşerek heretik bir mezhep meydana getirdiler. Osmanlılar, gayrı Müslimlerin iç işi saydıkları bu hadiseye müdahale etmediler. Ne zaman ki Osmanlı siyasi ve sosyal hayatını tehdit ettiler, o zaman işin ciddiyeti ortaya çıktı. Kendilerini korumak için Müslüman görünen bu dönme topluluğu, Osmanlı modernleşmesinde çok mühim bir rol oynamıştır. Aralarında çok meşhur kimseler vardır.
Son zamanlarda ihtişamlı Osmanlı armasına her yerde rastlanıyor. İnsanlar, kaybettikleri bir maziye olan hasreti, duvarlara bu armayı asarak, kompütürlerine, hatta telefonlarına duvar kâğıdı yaparak gidermeye çalışıyor. Cumhuriyetin ilk yıllarındaki kıyımdan kurtulan birkaç tanesi de eski binaların girişini süslüyor. Bu arma, zannedildiği kadar eski değildir ve meraklı bir hikâyesi vardır.
Kültürün en önemli taşıyıcılarından biri de edebiyattır. Çok kimse, tarihi, romanlardan ve hikayelerden öğrenmiştir.
İnsanlığın faydasına buluş yapan fakat Müslüman olmayanların Ahiret’teki halleri, özellikle son zamanlarda çokça konuşulan mevzulardan. İslam dininin bu mevzudaki hükümleri nelerdir?
Garb, öteden beri Şark’ın harem hayatına alâka duymuş; bazen gıpta, bazen tenkit etmiştir. Hazret-i Peygamber’in çok evliliği de dillerinden düşmemiştir. Filozof Voltaire’in Zenobia piyesi, bu yolda yazılmıştır. Sultan Hamid bu gibi piyeslerin oynanmasını diplomatik yollarla önlerdi. Tevrat ve İncil’de anlatıldığı üzere, önceki peygamberlerin çok zevceleri vardı. Hazret-i Davud’un 100 zevcesi, 300 câriyesi; Hazret-i Süleyman’ın 300 zevcesi, 700 câriyesi bulunuyordu.
Müslümanlar, hadîsleri sonraki nesillere nakledebilmek için çok emek sarfettiler; seyahatler yaptılar; işittiklerini yazdılar. Kur’an-ı kerîmin sıhhatine inanan, hadîs-i şeriflerden de şüphe edemez. Çünki ikisini de Sahâbe ve talebeleri olan âlimler naklettiler.
Zengine, zenginliği dolayısıyla ondan bir menfaat koparmak için tevazu göstermek hadis-i şerifle zemmedilmiştir.
Yıl on iki aydır. Ama bu aylardan bir tanesi, diğerlerinin mazhar olmadığı bir alâkaya sahiptir. Bu vesileyle “On bir ayın sultanı” namı verilen Ramazan ayı, gündüzleri tutulan oruç ve geceleri kılınan teravih namazlarıyla diğer aylardan farklılık gösterir.
Ramazan, oruç ayı olduğu kadar, yemek ayı da. Ay boyunca her gün ne pişirmeli, ne yemeli, ne yememeli, konuşuluyor. Acaba Hazret-i Peygamber devrinde Ramazan nasıl geçerdi, neler yapılır, neler yenirdi?
Sultan II. Abdülhamid, amcasının kurduğu muazzam donanmayı Haliç’e çekip çürütmekle itham olunmuştur. Sultan Aziz’in tahttan indirilmesi sırasında donanmanın Dolmabahçe önünde demirleyerek toplarını saraya çevirmesi sebebiyle vehme kapıldığı söylenir. Ancak şunu nazara almalıdır ki, Sultan Aziz’i hal edenlerin ülkeyi sürüklediği 93 Harbi mağlubiyeti sebebiyle Osmanlı hükümeti Rusya’ya çok ağır bir harb tazminatı ödeme borcu altına girmişti. Sultan Hamid, donanmaya amcasının verdiği ehemmiyeti ve...
Bir kere Osmanlı padişahlarının içki içip içmediğini bilmek neredeyse imkânsızdır. Çünki padişahlar, aileleri dâhil, hiç kimseyle beraber yemek yemezlerdi.
Osmanlı Devleti’nin altın çağının parlak denizcisi Piri Reis, donanmasını Basra’da bırakıp iki gemisiyle Mısır’a geldi. İşte bu an, yıldızın söndüğü andır.
Güya padişah, bir kölenin kulağında kölelik alâmeti halkayı görmüş de, kendisinin Allah’a kul olduğunu sembolize etmek üzere bu küpeyi takmış. Sultan Selim gerçekten küpe takmış mıdır? Bu sık sık gündeme gelen bir mesele...
Lâle, o kadar millî bir çiçektir ki, tarihimizde Yahya Kemal’in tabiriyle “Lâle Devri” diye anılan bir devir bile vardır. Lale merakı hadde varmış; lale bahçeleri, lale müsabakaları, lale müzayedeleri, lale şiirleri herkesi alakadar eder olmuştur. Zenginlik ve sulh devresi olan bu devir, sonradan tarihçiler tarafından küçümsenmiş; haksız yere zevk ve sefayı anlatmak için kullanılan bir tabir hâlini almıştır.